BAŞKA BİR MERA MÜMKÜN MÜ? BÜTÜNCÜL MERA YÖNETİMİ NEDİR?

BAŞKA BİR MERA MÜMKÜN MÜ? BÜTÜNCÜL MERA YÖNETİMİ NEDİR?

Tarımsal ekomomist Prof. Dr. Tayfun Özkaya

Meraların bir yandan çeşitli işgallerle küçültülmesi bir yandan da kökü binlerce yıl önceye dayanan erozyonu ve bitki örtüsünün yoksullaşması farkına yeterince varamadığımız çok yönlü olumsuz sonuçlara yol açıyor. Meralar yetersiz kalınca hayvanları kesif yem dediğimiz mısır, soya ağırlıklı, GDO’lu olan ithal yemlerle beslemek zorunda kalıyoruz. Yemlerden süt, et, yumurta gibi ürünlere GDO üretiminde kullanılan ot öldürücü glifosat adlı etkili madde geçiyor. Glifosatın kanserojen olduğu Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından kabul edildi. Ayrıca bu yemlerle beslenen hayvanların ürünlerinde omega 3 ve Kojüge Linoleik asit sıfıra kadar düşüyor. Bunun sağlık etkileri de çok olumsuz. Mısır üretimi genişliyor. Ancak bu ürün aşırı su istediğinden bu defa yeraltı suları tüketiliyor. Bu ise obruklara yol açıyor. Toprak çöküyor. Birçok havzada sulama suyu yetersiz kalınca (Konya örneğin) havza dışı su getirmek gerekiyor. Buda elektrikle oluyor. Onun için ise termik santrallar gerekiyor. Hava ve su kirleniyor. Yem, kömür, doğal gaz ithali için gereken dövizden hiç söz etmedik daha. Çok büyük sayıda hayvanın beslenmesine dayalı işletmeler ise hem sosyal sorunlara yol açıyor hem de çıkan gübre ile baş edilemediğinden tekrar çevre sorunlarına yol açıyor.
Önce meralara yapılan saldırıların durması gerekiyor. Ancak bu yeterli değil. Meraları ıslah ederek hızla ot verimi ve kalitesini arttırmak şart. Bu alanda ne yazık ki bir yol alınamadı. Bu konuda kâr amacı gütmeyen Savory Enstitüsü (www.savory.global) ve benzer yaklaşımları sürdüren Anadolu Meraları (anadolumera.com) adlı kuruluş dikkat çekici çalışmalar yapıyor. Çöle benzeyen mera alanları göreli olarak kısa bir zamanda tanınmaz ölçüde bitkisel açıdan zenginleşiyor. Anadolu Meralarını arkadaşı Volkan Büyükgüngör ile birlikte kuran Durukan Dudu İsveç’te kırsal kalkınma konusunda yüksek yapan ve kendisini çoban olarak tanımlayan bir hayvan yetiştiricisi. Kendisi gibi bir grup çiftçi hiç kesif yem kullanmadan meraya dayalı hayvancılık yapıyor. Kullandıkları yaklaşıma bütüncül yönetim diyorlar.
Bütüncül Yönetim, Zimbabwe’li doğa bilimcisi ve yabanıl yaşam uzmanı Allan Savory’nin, ülkesi ve Afrika’nın geri kalanı başta olmak üzere Dünya’nın en önemli sorunu olarak gördüğü çölleşmeyle mücadele için uzun yıllar süren çalışmalarının sonunda ortaya çıktı.
Savory’nin karasal ekosistemlerin tanımlanmasına getirdiği yeni “kırılganlık skalası” itibariyle özellikle “kırılgan”, yani atmosferik nem olaylarının (yağmur, kar, nem, çiy vb.) yıl boyu dağılımının dengesiz olduğu iklimlerde bulunan ekosistemler, sürü halinde dolaşan otçul hayvanlarla birlikte evrilmişti. Yaban sürülerinin yerini alan sığır, koyun ve keçi gibi hayvan sürülerinin binlerce yıldır devam eden otlatma ve idare biçimi çölleşme ve toprak kaybının en önemli sebeplerindendi, evet; ama çölleşmeyi ve toprak kaybını durdurup ekosistemleri onarmanın temel yolu da yine hayvancılık, ama çok farklı bir hayvancılıktı.
Allan Savory’nin Afrika ve Kuzey Amerika başta olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde yaptığı çalışmalar sonucunda oluşturduğu otlatma, “hayvan ve sürü etkisi”, toparlanma (recovery) dönemselliği, nekahat süreçleri gibi konulardaki teknikler, 1980’lerden itibaren toplumsal, ekonomik, kültürel ve bireysel boyutlarını da hesaba katan “karar alma çerçevesi”, “finansal planlama”, “arazi planlaması” gibi çok önemli modüllerle harmanlanarak son halini aldı. Ortaya çıkan, sadece hayvancılık için değil her türlü arazi-temelli çalışma, işletme ve proje için kullanılabilen son derece sade ama bir o kadar da güçlü bir karar alma, planlama ve uygulama “algoritması”yla beraber, her türlü ölçek, iklim ve toprak yapısında hem ekonomik, hem ekolojik hem de toplumsal açıdan onarıcı tarımı mümkün kılan güçlü bir alet çantasıydı.
Diğer yandan eğer meraları ıslah edersek küresel iklim değişikliğini önleyebileceğimize dair bulgular vardır. Bütüncül yönetim ve onarıcı tarım ilkelerini izleyen Anadolu Meraları (anadolumera.com) grubundan Durukan Dudu’nun verdiği bilgilere göre kendi uygulama arazilerinde bir yıl içinde 0-30 cm arası üst toprakta organik madde %1,75’den %2,37’e gelmiş. Bu da dekara 10 ton karbondioksitin gömülmesi anlamına geliyor. Bildiğiniz gibi karbondioksit başta olmak üzere sera gazı denilen gazlar atmosferde gittikçe artıyor. Sonuç ise dünyanın ısınması. Meralar geliştirilirse küresel iklim değişikliği de durdurulabilir.