KENDİ KALEMİNDEN ÖZGEÇMİŞİ

1933 yılında İzmir-Urla-Bademler Köyü’nde doğdum. İlkokulu Bademler Köyü’nde, ortaokul ve liseyi İzmir Atatürk Lisesi’nde dışarıdan sınavlara girerek bitirdim.1961 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Makine Yüksek Mühendisi olarak mezun oldum. Ege Bölgesi Sanayi Odası’nda görev yaptığım yıllarda İzmir’de birçok sanayi tesisinin kurulmasına katkıda bulundum. 1965 yılında CHP’ye üye oldum. 1968 yılında Konak İlçesi İl Genel Meclisi üyesi oldum. 1971 yılında İzmir İl Yönetim Kurulu üyeliği yaptım. 1973 yılı seçimlerinde İzmir’den liste başı olarak milletvekili seçildim.

1974 yılında CHP Hükümeti’nde “Gümrük Ve Tekel Bakanlığı” yaptım. 1975-1976 yıllarında CHP Parti Meclisi Üyeliği yaptım. 1977 seçimlerinde tekrar liste başı olarak İzmir’den milletvekili seçildim. TBMM komisyonlarında başkan ve üye olarak görev yaptım. 12 Eylül harekatından sonra Bademler Köyü’ne döndüm. Orada kooperatifçilik ve köy kalkınması çalışmalarını tamamladım. 1983’te SODEP’e daha sonra da SHP’ye üye oldum.1988-1990 yıllarında SHP Parti Meclis üyeliği yaptım. Şuanda seracılık ve çiçekçilik yapmaktayım. Evli ve 3 çocuk babasıyım. Almanca biliyorum.

Prof.Dr. Ayhan ÇIKIN’ın kaleminden Mahmut Türkmenoğlu:

Mahmut Türkmenoğlu 1960’lı yıllarda gündeme gelen toplumsal kalkınma modelinin yerel bir önderidir. Öyle yerel bir önder ki, yerellikten kopmadan bölgeselliği yakalama, bölgesellikten kopmadan ulusallıktan kopmadan evrenselliği yakalamanın bütün özelliklerini onda gözlemlemek mümkündür.

Mahmut Türkmenoğlu’nun kaleminden yerel bir liderin (bir köy liderinin) özelikleri şunlar olmalıdır,

Mahmut Türkmenoğlu bu özelikleriyle köyü olan Bademler’de sivrilmiş, yerel lider, özelliklerini köyüne hapsetmemiş, onu önce İzmir boyutuna, daha sonra da Türkiye geneline taşımıştır.

IMG-20220208-WA0030

MAHMUT TÜRKMENOĞLU’NUN HAYATI

( 19/08/1932 – 26/07/1992 )

1932 yılında İzmir’in Urla ilçesinin Bademler Köyü’nde doğdu. Nüfusa 1 yıl geç yazdırıldığı için kimliğe 1933 olarak geçti. Asıl soyadı Güzel olan Mahmut Türkmenoğlu’nun annesi Fatma Güzel (lakabı Gici Bibi), babası Murat Güzel (lakabı Kel Murat) ve Zeynep, Nevruza, Bağdat ve Mihriban adlarında 4 kız kardeşi vardır..

İlkokulu Bademler Köyü’nde okudu. O dönemde 2 kelimeyle tanınırdı; Akıllı ve haşarı. 13 yaşına kadar havaleye neden olan ateşli bir hastalıkla mücadele etti. 1944 yılında ilkokulu bitirdi ve Öğretmen Okuluna gidecekti. Anne ve babası, evin tek oğlunun uzaklara gitmesini istemediği için gitmedi.  

Parasal olanaksızlıklardan dolayı, 2 yıl babasının yanında tarlada çalıştıktan sonra köyden liseye giden tek kişi olan Halil Yakıcıoğlu, Mahmut’u okumaya özendirdi. İzmir’de Gazi Ortaokuluna yazıldı. Ama şehirde yatacakları yer yoktu. Köylüler, şehirde bir deponun yazıhanesini, yatakhane olarak düzenlemişlerdi. Okumak için gelen Mahmut’a yer verdiler. Bir zaman sonra Basmane’de (Eski otogar yöresinde) bir otelde 3 arkadaş bir oda bulabildi. Her gün okul çıkışında simit satarak okul masraflarını çıkarmaya çalıştı.

1947 yılının 30 Temmuzunda babası vefat etti. Bu, yaşamındaki ilk büyük darbeydi. İkinci darbe de annesinin şu sözleriyle gelecekti. ‘‘Seni okutacak durumum yok oğlum’’. Bu cümlenin üzerine o gece evden kaçacak ve İzmir’de çalışıp para kazanmak için 2 ay uğraşacaktı. Bu sürede sokaklarda sabahladı, fuarda ağaç yapraklarını yorgan etti, geceleri tütün kırarak para kazanmaya çalıştı, hamallık yaptı, bekçiler tarafından hırpalandı. Çok fazla soğuğa maruz kaldı ve sonunda dayanamayıp evine döndü. Ortaokul son sınıfa tekrar yazıldı. Fakat okulun bitmesine 3 ay kala tekrar bırakmak zorunda kaldı.

1949 yılı ağustos ayında sulu zatülcenp (akciğer zarı iltihabı) hastalığına yakalandı.. Yaklaşık 1 ay tedavi gördü ve sağlığını toparladı. Fakat kasım ayında, boynunda iki taraflı adenit tüberküloz tanısı kondu. 1950 Mayısında da sağ ayak bilek mafsalında verem çıktı ve koltuk değneksiz yürüyemez hale geldi.

Köyde manavlık, kahvecilik yaparak geçinmeye çalıştı. O sırada ülkede seçim olmuştu. Bir gün Sağlık Bakanının Çeşme’ye geleceğini duyan Mahmut, hemen bakanı görmeye ve tedavisi için yardım istemeye gitti. Sağlık Bakanı Ekrem Hayri Üstündağ, Mahmut’a bir kart verdi ve o kartla Mahmut İstanbul Baltalimanı Hastanesi’nde 66 gün tedavi gördü. Ayağına üzengili bir alçı yapıldı, iyileşti ve taburcu edilip köye döndü. Annesinin evlenip köyden ayrıldığını öğrendi. 4 kardeşine bakma yükü de artık omuzlarındaydı. Köyde kardeşleriyle şambali, ayran yapıp satıyor, geçimlerini sağlıyorlardı. Ayağı bir kez daha sorun çıkarmaya başladı ve bu kez Eğridir Kemik Hastanesinde 3 aydan fazla kalıp tedavi gördü. Kızılay’ın yardımıyla bir yürüme cihazı kullanmaya başladı. Askerlik yaşı gelmesine rağmen, fiziksel durumundan dolayı askere gidememek onu çok üzdü.

Ticari zekâsı çok olan biriydi Mahmut Türkmenoğlu. Genç yaşında tatlı yapıp satmaktan, erik toplayıp satmaya kadar birçok girişimde bulundu. Askeriyenin önüne bir kulübe yapıp askerlere satış yapmaya başladılar. Fakat askeriyenin içinde zaten bir kantin vardı. Çok geçmeden, kulübeleri bir grup asker tarafından yıkıldı. Sonra köyde köfteci dükkânı açtı ve şambali, sütlaç, dondurma, içki, gazoz, limonata sattı. Yakın arkadaşı Ali Şenol ile birlikte askerlerin atış sahalarındaki mermi artıklarını toplayıp sattı. Hatta Eylül ayında (bu köyünde “işsizlik ayı” demekti) tüm köylüyü toplayıp mermi artıklarını toplattı ve çok para kazanıp, bu kez bakkal dükkânı açtı.

1954 yılında, kafasına koyduğunca ortaokul diploması aldı ve aynı yıl İzmir Atatürk Lisesi’nin ders kitaplarını alıp evde çalışmaya başladı. Artık hem liseyi bitirmek hem de Teknik Üniversiteye gidip mühendis olmak istiyordu. Günde 15-16 saat ders çalışıyordu. Yazın 1 ay daha hastanede yattı ama orda da ders çalışmaya devam etti. 1956 da lise diplomasını aldı ve aynı yıl İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Yüksek Mühendisliğini kazandı. Ege Bölgesi Sanayi Odasının ve Verem Savaş Derneğinin burslarıyla okuyacaktı. Üniversite arkadaşları onu bilinen, tanınan, dikkat çeken, iddialı, çalışkan ve ne istediğini çok iyi bilen biri olarak tanımlamışlardır. 5 yıllık üniversite yaşamı boyunca hem okudu, hem de Taksim Meydanında gazete satmaya varana dek birçok işte çalıştı.

Ama koltuk değnekleriyle yürüyebilmek, içinde büyük yaraydı ve bunun üzerine bir şiir bile yazacaktı.

DEĞNEKLERİM

 

Yanımdan ayırmadığım

Zorunlu dostlarım, benim.

İçimin yarası

Yüzümün karası

Vücudumun yarısı

Sevgili değneklerim.

 

Bazen bir düşman gibi

Görünürler gözüme

Hüzünlü dolar içim

Ağlarım için için

Ve bir an düşünürüm

Onları yakmak için.

 

Ve sonra yine dostluğumu

Hemen ilan ederim.

Üzüntümü dağıtmak

Ve kendimi avutmak için

Gezip tozmak isterim.

 

“Haydi, benim dostlarım,

Beni gezdirin,” derim.

 

Mahmut Güzel ( Türkmenoğlu )

 

Bu sırada ülkede 60 ihtilali oldu. Türkmenoğlu ve arkadaşları her şeyin daha iyi olacağına inanıyordu. 1960 yılı ağustosunda ayağından bir dizi ameliyat geçirdikten sonra yıllar sonra ilk defa değneksiz yürüyebilmeye başladı.

60 yılının kasım ayında köye Filiz Andıç adlı bir öğretmen geldi. Türkmenoğlu da “Öğrencilerden biri için geldim” bahanesiyle okula gidip gelmeye başladı. Bu geliş gidişler çoğaldı ve aralarında bir ömür sürecek aşk başladı. Hafta sonları İstanbul – Bademler yolunu yol etti.1961 de İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Makine Yüksek Mühendisi olarak mezun oldu. Mezun olur olmaz Almanya’da 2 ay sürecek stajına başladı. Almanya dönüşü İzmir Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğünde çalışmaya başladı. 1962 yılında Filiz Andıç ile evlendiler. Evliliğin hemen ardından çok iyi bir iş buldu, kapasite tespit mühendisi olarak işe başladı. Bu dönemlerle ilgili konuşulduğunda hep ‘Filiz uğurlu geldi’ demiştir. 1963 yılında ilk çocukları Hülya dünyaya geldi. O artık “Baba Mahmut”tu.

Mahmut Türkmenoğlu her zaman birlikten kuvvet doğacağına inanan biriydi. Kooperatif kurma girişimleri 1962 yılında başladı. Birçok insan zor olduğunu, yapamayacaklarını, yapmak için para ve su bulamayacaklarını söylese de, 7 kişi (Mahmut Türkmenoğlu, Murat Baran, Halil Hilmi Oral, Hasan Balyan, Mustafa Or, Hamza Eryılmaz ve Halil Yakıcıoğlu) 28 Aralık 1962 günü Bademler Köyü Zirai İstihsal ve Satış Kooperatifi’ni kurdular. Ne yapacaklarına dair elbette düşünceleri vardı. Tavukçuluk ya da yurt dışından büyük baş hayvan getirtip besicilik yapabilirlerdi. Fakat kısa süre sonra insanlar arasındaki güvensizlik, çatlaklar oluşmaya başladı ve 4 Mayıs 1963 günü Mahmut Türkmenoğlu, yönetim kurulu üyeliğinden çekildiğini açıkladı. Üyelerin tek tek ve gruplar halinde ayrılmaları ile birlikte Halil Yakıcıoğlu başkanlığında kurtarılmaya çalışılan kooperatif iki yıllığına durdu. 1965’te Türkmenoğlu başkanlığında kooperatif, 7 kurucu ve 2 üyeyle birlikte yeniden soluk alıp vermeye başladı. Öncelikle köyünde insanlarla konuşup kooperatifin faydalarını, köyün kalkınmasını anlatması gerekecekti.

Mahmut Türkmenoğlu adı kamuoyunca ilk kez, Milliyet Gazetesi’nin açtığı “Toplum Kalkınması” konulu yarışmayla 1964’te okundu, işitildi. Türkmenoğlu’nun köy, hatta İzmir dışına yönelmesi böylece başlıyordu.

Türkmenoğlu, bir avuç arkadaşıyla birlikte Hacı Bektaş Turizm ve Tanıtma Derneği İzmir Şubesini kurdu. İşi gereği illeri dolaşırken, Batı Anadolu’nun tüm Tahtacı, Türkmen, Çepni köylerini de gezip inceledi. 17 Nisan 1965 akşamı dernek adına İzmir Kültürparkta bir gece düzenlemiştir ve geceye birçok ozan davet edilmiştir. Dört bin kişilik salona yedi bin kişi gelmiştir ayakta bile dört saatlik programı izlemiş insanlar.

Türkmenoğlu artık ülke çapında adı bilinir hale gelmişti. 1965 yılında CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’den aldığı davetle ve imzasıyla Ankara’da törenle CHP’ye yazıldı. İlhan Uysal da onunla birlikte CHP’ye katılmıştı ve Ulus gazetesi ‘Ege’den iki dev isim CHP saflarında’ diye haber yapmıştı. “Ortanın Solu” ülküsünde olmasından dolayı CHP’yi tercih eden Türkmenoğlu, bu çizgisinden hiçbir zaman şaşmadı. Ege Bölgesi Sanayi Odası’ndaki işini bıraktı ve kendine özel bir büro açtı. Ege Bölgesi Sanayi Odası’nda görev yaptığı yıllarda İzmir’de birçok sanayi tesisinin kurulmasına da katkıda bulundu. Kasım 1966 da CHP İzmir İl Danışma Kurulu üyeliğine seçildi. Parti içinde ve toplum üzerinde olduğu kadar, devlet önünde de etkinliği giderek artıyordu. O dönemde İzmir Devlet Tiyatrosu ‘Mum Söndü’ adı altında, Alevileri aşağılayıcı bir oyunu sahneye koyduğunda, Hasan Atilla aracılığıyla bir dilekçe yazıp savcılığa ulaştırdı ve oyunun apar topar kaldırılmasını sağladı. Isparta Devlet Hastanesi’nin ve Kültürparktaki Hayvanat Bahçesinin kalorifer sistemi işini Türkmenoğlu aldı. Ayrıca, İzmir mahkemelerine, tarafsız ve dürüst olduğu için, bilirkişi olarak raporlar sundu.

30 Mart 1967 de ikinci çocuğu Kutsal Murat dünyaya geldi. 1967 Temmuzunda Bayındırlık Bakanlığı’ndan Müteahhitlik karnesi çıkardı ve ithalatçı belgesi aldı. 2 Haziran 1968 günü yerel seçimler yapıldı ve Türkmenoğlu İzmir İl Genel Meclis Üyesi seçildi. Bir yandan İzmir’in en küçük yerleşim birimlerine kadar gidip, köylüyü, çiftçiyi uyarma çalışmalarını sürdürürken, bir yandan da işini genişletiyordu. O zamana değin ülkemizde yalnızca Antalya yöresinde bulunan turfanda sebze seralarının yavaş yavaş İzmir’e kaymaya başladığını görünce, hemen bu konuda uzmanlaşmaya ve adımlar atmaya başladı. Fransa’da bir firmayla yazıştıktan, ardından Paris ve Marsilya’ya gidip seraları yerinde inceledikten sonra, yakın dostu Ekrem Bulgun aracılığıyla tanıştığı Ferit Koç için Balçova’da bir sera yaptı. Bu sera onun geleceğini de belirleyecekti.

1969 seçimlerinde yeniden Milletvekili adayı oldu. Listede 7. Sıradaydı. CHP seçimde İzmir’den 7 Milletvekili çıkardı, fakat Genel Merkez Türk-İş Bölge Temsilcisi Burhanettin Asutay’ı kontenjan aday gösterdiği için, Türkmenoğlu yine Ankara’ya gidemedi.

Kooperatif bilincinin toplumda yerleşememesinin ana nedenlerinden biri, kooperatifçi yetiştiren okullarımızın bulunmaması, dolayısıyla kooperatifin ne olduğunun tam olarak bilinmemesi, diğeri de ‘Ben uyurken, ya sen dükkânda lokum yersen?’ zihniyetidir. Ama o dönemde Ülkemizde kooperatifçiliğin başına talih kuşu kondu. Çalışma Bakanlığı ile Köy İşleri Bakanlığı, tarımsal amaçlı kooperatiflerin yurt dışına gitmek isteyen ortaklarına öncelik tanınmasını öngören bir proje hazırladı. Binlerce hatta on binlerce yurttaşın yurt dışına gitmeye çalıştığı bu dönemde, tarımsal kooperatif ortaklarına öncelik tanınması tarımsal kooperatifler için can suyu oldu. Bademler’de de kooperatife üye sayısı birden arttı ve hemen liste yapıldı. Almanya’ya gitmek isteyenler ilgili kurumlara bildirildi ve ilk müjde 3 Mart 1966 günü 8 kişinin İstanbul’a çağrılması, hemen 2-3 gün sonra da 11 kişiye daha mektup gelmesi oldu. Bu sayı yıl sonuna kadar 42 yi buldu.

Bademler’de bulunan Burunsuz Çiftliğini yıllardır almayı amaçlayan kooperatifin yeterli paraya sahip olmaması ve kredi başvurusunun bankalarca onaylanmaması sonucu çiftlik alınamadı. Çiftliği alan Durmuş Yaşar, hem tarıma elverişsiz olduğu için, hem de Bademler’le iyi ilişkiler kurmak için 1966 yılında, 650 dönümü Bademler Köyü Sandığına ve kooperatife sattı. Kooperatif, Köy İşleri Bakanlığı’ndan aldığı bir miktar krediyle 500 tavukluk bir kümes, 2 odalı bir lojman ve bir yem deposu yaptı. 1969 da Kooperatifler Yasası çıktı. Yeni yasa, kooperatiflere üst örgütlenme yolunu açıyor, sosyal ve ekonomik yönde faaliyet gösterecek kurumlar diye nitelendiriyordu. Köylerde kurulu tarımsal amaçlı kooperatiflerin tamamı için tek tip ana sözleşme öngörüyor ve Kalkınma Kooperatifi haline getiriyordu. Sonraları başına Tarımsal kelimesi de eklenecek ve bugünkü “Bademler Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi” oluşacaktı. Ayrıca, tüzel kişiler de kooperatife ortak olabilecekti. Birlik olmak için, köyde bulunan Tüketim Kooperatifi, Kalkınma Kooperatifi’ne katılma kararı aldı.

Türkmenoğlu, kooperatif topraklarının analizini yaptırtmış ve Almanya’daki ortaklarla görüşmek ve neler yapabileceklerine dair görüşmek için Almanya’ya gitti. 26 Nisan 1970 te toplandılar ve köyün yanında “Kavalalı tarlası” olarak bilinen 22 dönümün satın alınmasına ve tarlanın ortasında bulunan kuyudan su elde edilip, karşı yakada bulunan kooperatif topraklarına geçirmeye karar verdiler. Fakat suyun bir dağın yamacından diğer dağın yamacına nasıl aktarılacağıyla ilgili köyde söylentiler başladı. Tarla satın alındı ve hemen suyun analizi yaptırıldı. Öncelikle kuyunun çevresine beton döküldü ve içine doğru demirden merdiven ve tepesine de bir kulübecik yapıldı. Suyu karşıya geçirmek için birkaç hafta çalışmadan sonra proje çizildi, köylüye hem detaylar hem de çalışma koşulları bildirildi ve borular satın alınarak proje uygulanmaya başlandı. Bademler köyünün öteden beri sorunu olan içme suyu da bu kooperatif suyuyla çözülecek ve bir taşla iki kuş vurulacaktı. Tüm köylüyle birlikte Türkmenoğlu da, akciğerleri çok iyi olmamasına rağmen canla başla çalıştı. 1971 yılı mart ayında boru döşeme işi Seferihisar asfaltına kadar geldi.. 1 Mart 1971 günü, boruların asfaltı geçerek arazinin üst noktasına kadar döşenmesine, üst noktaya 500 tonluk bir havuz yaptırılmasına ve kooperatif arazisinin çevresinin dikenli telle çevrilmesine karar verildi. 6 Mayıs 1971 günü iş tamamlandı ve tören düzenlendi. Fakat her dönemde ve her toplumda olduğu gibi, kooperatif arazisinin yanında bulunan Türkmenoğlu’nun tavuk çiftliğiyle ilgili, “Acaba kooperatif kaynaklarından kendi çiftliği için faydalanıyor mu?” gibi sorular, söylentiler gecikmedi.  24 Şubat 1971 de yapılan genel kurulda Türkmenoğlu aday olmadı. Yeni yönetim kurulu çok önemli bir adım attı ve kooperatif toprakları üzerinde sera kurma girişimlerine başladı. Hatta demir işleyen bir “sera fabrikası” kurmayı bile düşündüler ve ilk olarak da bu işlerden anlayan Makine Yüksek Mühendisi Mahmut Türkmenoğlu’na teklifte götürdüler. Bu kez de alınan kararlarla Türkmenoğlu’na yılsonunda toplam yatırım tutarından ve satışlardan verilecek %10 Mühendislik ücreti konuşulmaya başladı.

Türkmenoğlu, hemen çalışmaya koyuldu ve Almanya’da kurulu, sera yapımı konusunda Avrupa’da söz sahibi olan Gabler adlı firmayla görüşmeye gitti. Fakat öncesinde kooperatif yönetimi, başvurusu Devlet Planlama Teşkilatınca uygun görülürse ve istenen kredi kabul olunursa tüm masrafların karşılanacağını, aksi takdirde tüm masrafların Türkmenoğlu’nun kendisi tarafından ödenmesini kararlaştırdı. Bu koşullara rağmen Türkmenoğlu Almanya’ya gidecek, olumlu sonuçla dönecek ve Ziraat Bankası ile Devlet Planlamaya da “Evet” dedirtecekti. Ayrıca, yönetim kurulu üyeleri için Antalya gezisi organize edip, işleri yerinde görüp öğrenmelerini sağlayacaktı.

Türkmenoğlu, seraların bir kısmı kooperatifin, bir kısmı da üyelerin şahsi seraları olacak şekilde, 40 sayfalık bir proje hazırladı. Böylece dileyen kendi serasını işletecek, dileyen de kooperatif işletmelerinde çalışacaktı. Projeye Ankara, İstanbul, İzmir, Viyana ve Münih toptancı sebze hallerinde, son 3 yılın kış aylarında sera ürünü domatesin gösterdiği fiyat hareketini içeren ayrıntılı listeyi de ekledi. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi ve Yalova Bahçe Kültürleri Enstitüsüyle sürekli temas halinde, biraz Almanya’dan biraz Türkiye’den sağlanacak katkılarla ülkemizde benzeri olmayan seralar kurulacaktı. O zamanların koşullarında, içinde traktör işleyen, kamyonlar dolaşan, 4000 metrekare genişliğinde, kaloriferli, camekânlı ve boydan boya kanatları kendiliğinden açıp kapanarak, sera içindeki ısıyı düzenleyen bir sistem inanılır şey değildi. Gabler’le iş birliği içindeydiler. Camı İstanbul’dan, cam macununu Almanya’dan getirttiler. Gabler köye bir de Montör gönderdi. İnsanımız Almanya’da işçi olabilmek için çırpınırken, Bademler köyü Almanya’dan işçi getirdi diye haberler çıktı. Çiğli’deki gübre fabrikasından ve civar köylerin ağıllarından aldıkları gübrelerle toprağı zenginleştirdiler ve denetleyen uzmanlardan tam not aldılar.

Ülkede 1961 Anayasası’nda ‘Devlet kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayıcı tedbirleri alır’ ibaresi bulunmaktaydı fakat 1970’li yıllara kadar sadece yurt dışına gitmede öncelik ve kooperatif yasası çıkarılmıştı. 1970’li yıllarda ise ülke hızlı bir değişim içine girdi.. 1965 ‘te ülke çapında tarımsal amaçlı kooperatif sayısı 58 iken, 1971’te bu sayı 2300’e, 70’lerin sonuna doğru 6000’e ulaşmıştır. Kooperatiflerin üst örgütlenmeleri olan İl Birlikleri oluşturulmaya başlandı. Mahmut Türkmenoğlu o güne kadar İzmir köylerinde kurulmuş olan 13 kooperatif yöneticilerini Bademler köyüne toplantıya davet etti ve “birlikten kuvvet doğar” ilkesiyle 22 Mart 1971 günü İzmir Köy Kooperatifleri Birliği (İzmir Köy–Koop) kuruldu. İl Birlikleri’nin kurulması ülkede kooperatifçiliğin daha çok duyulması ve yayılmasını kolaylaştırmış oldu ve 9 birlik birleşip Ankara’da Köy–Koop Merkez Birliğini kurdu. Mahmut Türkmenoğlu da bu yapılanmada rol aldı. Sözün burasında, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi kooperatifçilik öğretmeni Dr. Ziya Gökalp Mülayim’in de ücret almadan yıllarca danışmanlık hizmeti verdiğini belirtmek gerekir. Bütün bu çabalar sürerken, köylünün örgütlenmesi, bilinçlenmesi ve güçlenmesi, kimi çevrelerde rahatsızlık yaratmaya başladı.

6 Mayıs 1972 günü Bademler’de bayram günü olarak yaşandı. Kalkınma Kooperatifi yöneticileri tarafından, tarımsal üretim işletmelerinin açılışı ve bu işletmelerden ilk hasadın alınışı nedeniyle görkemli bir kutlama töreni düzenlenmişti.  Törende İzmir Valisi ve eşinin de bulunduğu konuklara, kooperatifin geleceği konusunda Türkmenoğlu tarafından bilgilendirme yapılıp, tesisler tanıtıldı. Köye özgü yiyecekler hazırlanıp, seradaki yetişmiş sebzelerle birlikte ikram edildi. Havuzda yüzme yarışları ve oyunlar oynandı. Kooperatif tüketim mağazasının açılışı yapıldı. Kütüphane, sağlık evi, hamam, Susuz Yaz filminin çekildiği yerler, Pembe Kadın’ın evi ve Bademler Tiyatrosu gezildi. Gecesinde 2 oyundan birer sahne sunuldu, yöresel kıyafetlerle semah gösterisi ve Bademler İlkokulu öğrencilerinin mandolin konseriyle çok keyifli dakikalar yaşandı. Etkinlikler, basında genişçe yer alacak, yankı uyandıracaktı.

1969 seçimlerinden sonra özel bürosunu ve iş yerini kapatan Türkmenoğlu, tüm çalışmalarını kooperatifçiliğe ve kooperatifler ile köy kalkınmasına adadı. Bademler köyü için yaptıklarının yanı sıra, İzmir’in 700 köyünden 550 tanesini birden fazla defa ziyaret etti. 150 köyde kooperatif kurdu, bunları Köy–Koop Birliği çatısı altına topladı. 40 köyde fabrika ve mandıralar kurdu, binlerce kişiyi Almanya’ya gönderdi, İzmir’deki 35 Alevi köyünün tüm sorunlarıyla ilgilenip çoğunu çözdü, gecekondulardaki Anadolu Alevilerinin çoğuna iş bulup sahip çıktı. 12 Nisan 1970’de CHP İzmir İl Yönetim Kuruluna seçildi.

1973 seçimlerinde CHP İzmir’den 8 milletvekili çıkardı. Türkmenoğlu liste başı olarak milletvekili seçilmişti.

Ankara’da da Türkmenoğlu, iyi insan ilişkileri kurmuş ve birçok isim tarafından benimsendi.. Örneğin, Erol Çevikçe ondan şöyle söz eder: “Çok sıradan çok sade bir görünüşü olan ama derinliğinde çok zenginlikleri olan bir insan; sözünü direk söyleyen, heyecan dolu, bildiğini açıkça ve net bir biçimde ifade eden bir insan. Tarımı, köyü, köylüyü ve o nedenle de yerleşme ve kentleşme gibi sorunları çok iyi kavramış, yaratıcı, gözlemci ve ayrıntıları hızla yakalayabilen bir insan.”

24 Ocak 1974 günü CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit ile Milli Selamet Partisi koalisyon hükümeti açıklandı. Mahmut Türkmenoğlu, Gümrük ve Tekel Bakanı olarak kabinedeydi.

Fakat anlam veremediği bir şey olmuştu. Köyü bilmeyen, köyden gelmeyen fakat tütün konusunda gerçek bir uzman olan Mustafa Ok, kooperatiflerin başına getirilirken; köyü iyi bilen, köylü ve kooperatifçi Mahmut Türkmenoğlu tütüncünün kucağına itilmişti. Ama bu olay Türkmenoğlu’nu daha da teşvik edecek, göreve gelir gelmez Ege Ekici Tütün Piyasası ile ilgili çalışmalar yapacak ve ‘hızlı alım, ıskarta yok ve çabuk ödeme’ felsefesiyle baş fiyatın 25 lira olarak belirlenmesini sağlayacaktı. Bu sonuç, Egenin tüm köylerinde bayram havasıyla, alkışlarla karşılandı. Bu süreçte annesi, kardeşleri, kardaşlığı Ali Özkan ve Köy İşleri ve Kooperatifler Bakanı Mustafa Ok, Türkmenoğlu’nun yanından hiç ayrılmamışlar ve destek olmuşlardı.

Basın bu sonucu şu manşetlerle okurlarına duyurdu: “Tütüncünün yüzü güldü.. Tekel hızlı girdi, çabuk bitirdi… Ege’de bayram var… Bir günde tütünün yarısı satıldı… Alım sırasında isteyene balya başına 200 lira avans hemen verildi. 230 bin tütün üreticisi ailenin yüzü güldü… Başfiyat 25 lira! Bağrımızdan çıktın, bağrımıza basıyoruz.” En çarpıcı olan da şuydu:  “İlk kez bir Bakan köyden köye omuzlarda gitti!”

Türkmenoğlu, Dr. Ziya Gökalp Mülayim ve Erol Çevikçe ile birlikte Kooperatifler Bankası kurulması yolunda kanun teklifi hazırladılar, fakat koalisyon ortağı tarafından reddedildi. Geldiğinde bakanlıkta çok fazla sorun olduğunu görmüştü. İçkiden sigaraya, tuzdan kapılara kadar her taşın altından soygun çeteleri ve kaçakçı şebekeler çıkıyordu. Rakıyı bozuk yapılıyor, Tekelin tuzu üç beş misli fiyata telefonla devredilerek köşe dönülüyordu. Sigara fabrikaları kasten çalıştırılmıyor. Filtreli sigara karaborsaya düşürülüyordu. Öncelikli işlerinden biri de, bu sorunu çözüp, vatandaşı kuyruktan kurtarmak oldu.

Marmara Ekici Tütün Piyasası’nda baş fiyatı 32 lira açıklayınca, inanılmaz bir sevinç ve coşkuyla karşılandı. İnsanlar kendi yöresine en yüksek fiyatı yapacağını düşünürken, Türkmenoğlu nesnel davranmış, olması gerekeni yapmıştı. Ancak devlette biriken tütünü ne yapacağı da sorulmaya başlamıştı. O da yıllardır kendi fiyatını belirleyen ve 1.85 dolardan tütün alan Amerika’ya, tütün fiyatını 2.05 dolar olarak bildirdi ve “İster alın ister almayın” dedi. Amerikalılar o yıl tütünü 2.05 dolardan satın alacaklar, elde satılmamış bir balya bile tütün kalmayacaktı.

Karadeniz Ekici Tütün Piyasası’nda, Samsun’da baş fiyat 34, Vezirköprü’de 30 lira olarak belirlendi. Havza’da konuşmasında kurduğu cümle olay oldu ve konuşmadan yarım saat sonra Bülent Ecevit telefonla arayıp “Sen ne dedin, Ankara’da ortalık yıkılıyor?” diye sordu. Şöyle demişti konuşmasında: “Tütün piyasasından sonra gümrüklere gireceğim. Gümrük kapılarında Almancı işçilerin getirdiği ufak tefek eşya her gün basında kaçakçılık diye yer alıyor. Asıl kaçakçılık, Sirkeci ve Haydarpaşa gümrüklerinde milyarlarca liralık ithalattadır. Ülkedeki 3-4 kişiyi rahatsız etmişti. Sonrasında şöyle bir cümle kurmuştur: elimizde 60 – 70 ton kaçak sigara var. Bunları tekele ait free shoplarda sattırıp elde edeceğimiz 100 milyon lirayı doğudaki tütün ekicisine aktaracağız.”

Sıra filtreli sigara meselesine gelmişti. Yakın dostu Ekrem Bulgun ile Maltepe sigara fabrikasına gittiler ve sorunları yerinde incelediler. 12 paketleme makinesinin yalnızca 3-4 tanesi çalışır durumdaydı. Neden çalışmadığını sorduğunda, dişli yok yanıtını aldı. Yılda 1000 dolarlık bir parti dişli alınırsa fabrika tam kapasiteyle ve bütün hızıyla çalışabilirdi. “Başka sorun var mı?” diye sorduğunda, tek vardiya çalışıldığını öğrendi. Milyarlık işyerleri 8 saat çalışıp kapatılıyordu. Bunun üzerine 3 vardiya sistemini getirmek istedi. Böylece hem işsizlik sorunu azalacak, hem üretim durmayacak, hem de karaborsa bitecekti. Fakat ilk darbeyi işçilerden aldı ve “işçi düşmanı” olarak anılmaya başlandı.

Bir basın toplantısı düzenleyen Türkmenoğlu konuşmasını şu sözlerle bitirdi: “Halk önünde, Meclis’te, Allah önünde kiminle istenirse hesaplaşmaya hazırım, halkın çıkarını gördüğüm yerde, çıkarcının yoluna taş koymaktan geri durmayacağım.” Ertesi gün bazı gazetelerde “Komisyoncu değilim diyen Gümrük Bakanı, gazetecilere hıyar dağıttı’ diye manşet atılacaktı.

Çayda ve kahvede büyük aracılar ve büyük üreticilerin, çeşitli oyunlarla vurgun yaptıklarını belirleyen Türkmenoğlu, güçlerini kıracağını ısrarla dile getiriyordu.

İzmir Köy–Koop genel kurul toplantısında ‘Devletin özel sektöre prim, vergi iadesi, gümrük muafiyeti gibi adlar altında yaptığı bağışlar kooperatiflere yapılmış olsaydı, memleket çoktan kalkınırdı’ dedi.

Rize’de çay üreticilerinden 6.25 liradan 40 bin ton çay satın alarak üreticiyi mutlu edecek, hem de filtreli sigara üretiminde rekor kırarak, karaborsanın belini kıracaktı.

Gümrük depolarında yıllardır bulunan eşyaların olduğu ve bu depoların boşaltılması gerektiğine karar veren Türkmenoğlu, önce eşya sahiplerine belli bir süre tanıdı ve bu süre zarfında alınmayan eşyaların satılacağını duyurdu. Pek çok eşya, kamu yararına çalışan derneklere, kurum ve kuruluşlara dağıtıldı, hatta Kıbrıs’ta çarpışan Mehmetçiğe gönderildi. Yıllardır depoları soyarak geçinenlerin ocağına ateş düşmüştü.

Bektaş Göçmen, Türkmenoğlu için “Dürüstlüğün en büyüğünü Mahmut Türkmenoğlu’nda gördüm” demiştir.

Bir gün Türkmenoğlu’nun şoförü ile başka bir bakanın şoförü konuşurken, Türkmenoğlu’nun şoförü diğer şoföre şöyle demiştir: “Biz çoğu kez oturur, baş başa yemek yeriz.  Baba oğul gibiyiz.” 

Türkmenoğlu’nun 17 Kasım 1974’te Bakanlıktan ayrılması, birçok projesinin yarım kalmasına neden oldu. Ayrıca, Adalet Partisi hükümeti, bakanlıktan ayrılan Türkmenoğlu’nu rahat bırakmadı. Sürekli asılsız iftiralarda bulundu ve her defasında, Türkmenoğlu tarafından belgelerle yalanlandı.

1975-1976 yıllarında CHP Parti Meclisi Üyeliği yaptı. Köy–Koop. Danışma Kurulu üyesi olan Türkmenoğlu, Yönetim Kuruluyla birlikte 1975’te Romanya’dan yarı fiyatına traktör getirme girişimlerinde bulundu. Fakat Ticaret Bakanlık Müsteşarında olan dosya, uzun bir süre onaylanmadı ve görüşme talepleri reddedildi. Bunun üzerine10 binden fazla kooperatifçi Ticaret Bakanlığının önünde eylem yaptı, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Başbakan yardımcısı, Tarım Bakanı, Ana Muhalefet partisi Lideri, Ticaret Bakanı ve müsteşarına mektuplar gönderildi. İlgililer sonunda görüşmek zorunda kaldılar ve dosyayı onayladılar. 2500 adet traktör yarı fiyatına Romanya’dan getirtildi ve çiftçiye aynı fiyattan satıldı.

Kooperatif Bankası kurma projesinde, 1905 yılında Ege bölgesinde kurulmuş olan Bağcılar Bankasını satın almak için Türkmenoğlu, köy köy dolaşarak banka hisse senetlerinin yarısından çoğunu toplamayı başardı.

1977 seçimlerinde tekrar liste başı olarak İzmir’den milletvekili seçildi. Meclis kürsüsünde demokratik kooperatifçilikle ilgili birçok konuşma yaparak da Kooperatifçiliğin gelişmesine destek oldu ve TBMM komisyonlarında başkan ve üye olarak görev yaptı.

1978’de Türkmenoğlu, Köy–Koop İzmir birliğinin dış pazarlama müdürünü de yanına alarak Avrupa’ya gitti, Paris, Stockholm ve Brüksel’de pek çok kooperatif yetkilisiyle görüştü ve bu ülkelere tatlı su istakozu (kerevit) satma konusunda bağlantılar kurdu. Ayrıca bir sezonda 180 ton şeftali ve 100 ton zeytinyağı ihracatına önayak oldu.

6 mayıs 1978 günü Bademlerde göletin temel atım töreni ve kooperatife ait petrol istasyonu açılışı gerçekleştirildi. Petrol istasyonu açılışı için Türkmenoğlu’nun yanında 3 Bakan (Köy İşleri Bakanı Ali Topuz, Ticaret Bakanı Teoman Köprülüler ve Sanayi ve Teknoloji Bakanı Muammer Erten) köye geldi.. Aynı yıl Türkmenoğlu, Köy-Koop Ankara Merkez Birliği’nin Yönetim Kuruluna seçildi.. Fakat ülkede durumlar kötüye gidiyordu. Bu duruma rağmen, kooperatifler ayakta kalmaya çalışıyordu. Örneğin Almanya’da çalışan ortaklardan biri, kooperatife Mercedes marka bir kamyonet almıştır. Resmi plakalı bu aracın adı “Beyaz araba” olarak anılacaktı.

12 Eylül darbesinden sonra Bademler Köyü’ne döndü, kooperatifçilik ve köy kalkınması çalışmalarını tamamladı. Bu dönemde sayıları 10 bini aşan kooperatifler, 5 binin altına indirildi. “Köy–Koop davasında” tanıklık için Dr. Ziya Gökalp Mülayim ile Türkmenoğlu Mamak’a çağrıldılar ve Köy–Koop. Ankara Merkez Birliği mahkeme kararıyla kayyum eline teslim edildi.

Bademler Kooperatifi Mahmut Türkmenoğlu öncülüğünde, ülkedeki demokratik kooperatifçiliğin bitirilmesine rağmen, gelişmeye devam etti.. Bu bağlamda Türkmenoğlu, bir gazete çıkarılması gerektiğini düşündü ve Zeynel Kozanoğlu’ndan yardım istedi. Fakat ekonomik durumlardan dolayı, bir türlü gazeteye yetecek bütçe ayrılamadı. Türkmenoğlu, hem Bademler Kooperatifinin kendi yağında kavrulacak düzeye gelmesi, hem seraların boş kalmaması, hem de işçilerin gelir kapısının artırılması adına birçok girişimde bulundu. Bunlardan bazıları şöyledir:

  • Köyden süt alıp peynir üretip satmak
  • Türkmenoğlu’nun şahsi tavuk çiftliğindeki satılan yumurtaların gelirini kooperatife ödünç vermek
  • Çalışanları hem ortak hem işçi yapıp, bir miktar avans verip, ürünler satıldıktan ve tüm masraflar çıktıktan sonra karın yarısı kooperatife yarısı işçiye kalacak sistemi uygulamak
  • Bir ortağın kooperatifin arazisini de işlemesi ve oradan elde edilen gelirin belli miktarını kooperatife vermesi…

Antalya yöresinde üretilen turfanda sebze, Ege’deki fiyatları günden güne aşağı çektiği için, Türkmenoğlu ve kooperatif yönetimi, başka üretim maddeleri düşünmeye başladılar ve “çiçekçilik” yapmaya karar verdiler.

Türkmenoğlu, her gün köyden işçilerle birlikte kooperatif tarlalarında çalışır, onlarla birlikte paydos edip evine giderdi. Yaz aylarını ise Mangır dedikleri bir koya kurdukları çardakta geçirirdi. 9 yıl her yaz ailece bu koya gittiler ve köylüyle birlikte orada kaldılar.

Türkmenoğlu’nun en sevdiği şarkılar şunlardı:

  • Dünyada biricik sevdiğim sensin – Müzeyyen Senar
  • Ela gözlerini sevdiğim dilber – Neşet Ertaş
  • Ağ deveyi katarlamış gidiyor – Ruhi Su
  • Mihriban – Bedia Akartürk

En büyük kusurlarından biri, her yere gecikmesiydi.

7 Eylül 1981’de Bademler göleti törenle açıldı. 1982 yılında kooperatif benzinliği ve birkaç arazi, para ihtiyacından dolayı ortaklardan bazılarına satıldı ve seralar yeniden canlandırıldı. Ama Türkmenoğlu bu süreçte çok yoruldu.

Çiçekçilik konusunda, etkinliklere ve sempozyumlara giderek kendini çok geliştiren Türkmenoğlu, 60’lı yıllardan beri açık olan şahsi firması üzerinden yurt dışına açıldı. Hollanda’dan ülkemize çiçek soğanı ve çiçek tohumu ithali konusunda da öncülerden oldu. Hollanda’dan karanfil fidesi, lale soğanı ve adı sanı bilinmeyen bir sürü çiçek getirtti ve ülkemizin çiçekçilik çeşitliliğine katkıda bulundu.

30 yıl süren evliliği, güzeller güzeli diye andığı eşi ve sağlıklı ve eğitimli 3 çocuğuyla birlikte gururlu ve mutlu bir hayat sürdü Türkmenoğlu. Eşine, şiirler ve uzak kaldığı zamanlarda mektuplar yazmaktan hiç vazgeçmedi. Ömrünü şöyle özetliyordu: “Hayatımın 2 dönemi vardır, biri Filiz’den önce diğeri Filiz’den sonra.”

29 Haziran 1975’te Balıkesir Gönen’de bir otel açılışına davet edildi. Ailesiyle birlikte kaplumbağa arabalarına binip gittiler. Fakat dönüş yolunda arabaları devrilip, 3 takla attı. Bebek Bahar arabadan uçmuş, Hülya’nın bacağı kırılmış, Türkmenoğlu’nun ise boyun, köprücük ve kaburga kemiklerinden kırıklar oluşmuştu. Sadece Filiz hanıma bir şey olmamıştı. Kardaşlığı Ali Özkan, Aliko Uysal ve İmam Mehmet Ali Uran, Türkmenoğlu ailesini Ege Tıp Fakültesi Hastanesi’ne götürdüler. Hülya’nın ayağı, Türkmenoğlu’nun tüm vücudu alçıya alındı. İyileşmesi için 3 ay gerekecekti.

Büyük kızı Hülya, ODTÜ Endüstri Mühendisliği’nden mezun oldu ve İngilizce biliyordu. Oğlu Kutsal, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ni bitirdi. Anadolu Lisesi Almanca bölümünden mezunu olduğu için, Almanca ve biraz da İngilizce biliyordu. Küçük kızı Bahar, İzmir Özel Türk Koleji Almanca bölümünün ortaokul kısmını bitirdi, Almanya’da bir Otelcilik okuluna kaydoldu. Türkmenoğlu’nun kendisi de özel ve ticari hayatına yetecek kadar Almanca biliyordu.

En sevdiği yemekler, doğramaç ve badılcan aşı, kabak dolması, acı biberli kabak kavurması, kabak haşlamasıydı. Ayrıca, yoğurdu ve zeytinyağını çok severdi. Meyve olarak elma, kereviz, şeftali, portakal ve muzu tercih ederdi.

1989 yılında elinin üstünde ve yanaklarında döküntüler oluşmaya başlamıştı. Bitmek bilmeyen bir öksürüğe sahipti. Hastalığında da bir hayır olduğunu, azmini kamçıladığını, başarılarının itici gücü olduğunu düşünüyordu. Başarılarının temelinde sürekli zayıftan yana duruşu ve her konuda dürüst oluşu vardı.

Türkmenoğlu 1983’te siyasi yasaklı olduğu için, Sosyal Demokrasi Partisi’ni (SODEP) İzmir’de hayata geçiren dinamik unsur arasında arka planda yer aldı. 1986’da SHP’ye üye oldu ama seçilemedi. 80 sonrası değişen siyasal düzen Türkmenoğlu için çok yabancı olduğu bir dünyaydı ve ayak uyduramayacaktı.

1985 yılında doktora kontrole gittiğinde sarılık ve şeker hastası olduğu tanıları kondu. Fakat kendini iyi hissettiğinden dolayı inanmadı ve gerekli önlemleri almadı. Sonraki yıllarda da doktorlara gidecek, her gittiğinde durumunun daha kötüye gittiği söylenecek ama nedense hiç kabullenmeyecekti. İlerleyen zaman içinde kronik karaciğer iltihabı tanısı konacaktı.

1988 – 1990 yıllarında SHP Parti Meclis üyeliğine seçildi. Bir yandan da hastalığı ilerliyordu. Maddi sıkıntılar evdeki huzuru da bozmaya başlamıştı. 1990 yılından sonra politikayı geri plana attı ve işine ağırlık verdi. Çünkü maddi sıkıntıları büyümüştü. Bu sıkıntılar Türkmenoğlu’nun kişiliğini de olumsuz etkilemiş ve kırıcı ve tahammülsüzleşmeye başlamıştı.

12 Kasım 1990’da komaya girdi ve hastaneye kaldırıldı. 2 gün sonra kendine geldi. 20 gün sonra taburcu oldu. 10 Ocak 1991’de kanamayla tekrar hastaneye yattı ve 10 gün tedavi gördü. Bu süreçte oğlu, kızı Hülya ve damadı işleriyle ilgileniyorlardı ama Türkmenoğlu dayanamayıp hiç durmadan çalışmaya devam ediyordu. 2 Mayıs 1991 günü hastaneye yatmış 2 hafta tedavi uygulanmıştı. 25 mayıs günü yine kanamayla birlikte komaya girdi ve yoğun bakıma alındı. Bir süre sonra iyileşti ve taburcu oldu. Ama tümüyle iyileşmesi için artık uygulanacak tedavi kalmamıştı. Tek çare olarak karaciğer nakli kalmıştı. Amerika’dan tanıdığı karaciğer naklinde dünyada en iyilerden biri olan Münci Kalayoğlu, Ocak 1992’ye randevu verecek ve “Ocakta Amerika’ya gel, nakil yapalım” diyecekti.

20 Ekim 1991’de erken seçim yapılmasına karar verildiğinde SHP’ye İzmir’den aday olacak ama önseçimi kaybedecek, Genel Merkezce Manisa’dan kontenjan aday gösterilecekti. 3 – 20 Ekim tarihleri arasında seçim çalışmaları yaptı. Fakat SHP bu bölgede Milletvekili çıkaramadığı için, Türkmenoğlu da seçilemedi.

Tam borçlar çok fazla oldu nasıl ödeyeceğim diye düşünürken, İstanbul Belediyesi Türkmenoğlu Çiçekçilik’ten lale soğanı için fiyat istedi. Hemen görüşmelere başladı. Aksiliklere rağmen 1992 Ocak sonu tüm işlemleri bitirdi ve parasını aldı, bankalara olan borçlarını kapattı. 15 – 22 Şubat arası Antalya Çiçek Fuarı olduğundan, 26 Şubat’ta Amerika’ya tedaviye gitme kararı aldı. Tüm borçlarından arınmış olmak uzun zamandır mevcut olan içsel sıkıntılarını dindirmişti, kendini kuş gibi hissediyordu. Ayrıca oğlunun işinin başında olması ve gerektiğinde kızı ve damadının da destek olması, onu çok mutlu ediyordu.

Amerika’ya eşiyle birlikte gitti, hastaneye yattı. Yapılan tetkiklerden sonra akciğerlerde verem mikrobu olduğu tespit edildi. Bu durumda ameliyat edilemezdi, öncelikle verem mikrobunu tedavi edip sonra karaciğer naklinin uygun olduğuna karar verildi. Uzun bir ilaç tedavi sürecine girdi. Bu süre zarfında bir otelde kaldılar.

Türkmenoğlu, kendini iyi hissettiği zamanlarda hiç boş durmadı. Ya okuyor, ya yazıyor ya da ziyaretine gelen insanlarla sohbet ediyordu. Okuduğu kitaplarla birlikte, Türkiye siyasetiyle ilgili yeni fikirler üretiyordu. Geçmişteki yanlış ya da eksikliklerin farkındaydı. Hem partisi için hem ülke için birçok soruna çözüm arıyor ve bu düşüncelerini yazıyordu. Kızı Hülya, oğlu Kutsal, kardeşi Nevruza ve eniştesi İbrahim Şengül ameliyattan 1 hafta önce gelmiş, beraber zaman geçirmişler ve 19 Temmuz gece vedalaşıp büyük umutlarla ameliyata uğurlamışlardı. Ama saatler süren ameliyat sonunda ve 20 Temmuz sabahı Dr. Kalayoğlu acı haberi verdi…

26 Temmuz Pazar sabahı İzmir Adnan Menderes Havaalanı insan seli olmuştu. İzmir’e doğru yola çıkarılan cenaze Çankaya SHP İzmir il merkezinin önünde ‘Sen paranın değil, gönüllerin imparatorusun’ ve ‘Şimdi bazı Bakanları gördükçe senin ve dürüstlüğünün değerini daha iyi anlıyoruz’ gibi anlamlı pankartlarla karşılandı. Alsancak Hocaoğlu Camiinde kılınan cenaze namazından sonra, Güzelbahçe’deki evine uğrayıp Bademlere geçildi. Her kesimden insanın bulunduğu Bakanlar, Milletvekilleri, Parti Başkanları, Politika arkadaşları, Belediye Başkanları, Hollandalı arkadaşları, ailesi, dostları, köylüleri… Her kesimden insanın oluşturduğu çok kalabalık bir cenaze töreni yapıldı. Törende Bademler Köy Muhtarı Mahmut Oral, Bademler Kooperatifi ikinci Başkanı Hızır Namık Varol, Urla Belediye Başkanı Av. Bülent Baratalı ve eski Bakan, SHP eski Genel Sekreteri Deniz Baykal konuşma yaptı ve onu son yolculuğuna uğurladı.

Günün gazeteleri bu büyük kaybı, şu manşetlerle duyurdu:

  • Türkmenoğlu’nu yitirdik
  • Eski Bakanlardan Mahmut Türkmenoğlu öldü.
  • Türkmenoğlu’na son görev.
  • Efsane Bakan artık yok.

Amacı, tütün üreticisi fukara ve kır Bademler’in üretim biçimini değiştirmek, siyasi düşüncemize de uygun olarak demokratik kooperatifte örgütlenerek köyün kalkınmasını sağlamak, köyde herkese yetebilecek miktarda iş sahası açmak, başarılı bir kooperatif modeli geliştirerek Türkiye’ye örnek olmaktı. Amacına ulaştı, köyü ve ülkesi için ömrünü feda ederek, düşüncelerini emeğe ve işe dönüştürdü.

Unutulmayacaktır.

Emrah KURTOĞLU  – 2022 Mart


Kooperatif, köyün kalkınmasını ve köylünün aracı ve tefeciden kurtarılarak ekonomik yönden örgütlenmesini sağlayan en etkili araçtır.

Bizim anladığımız gerçek kooperatif köylünün kendi yönettiği, kendi kendini denetlediği gerçek demokratik kooperatiftir.

imza

İnsanların Türkmenoğlu hakkında neler düşündüklerine dair birkaç örnek;

  • Mahmut dobra dobra konuşan, dürüst ve olağanüstü çalışkan bir insandı. Gerçekten Türkiye’nin yetiştirdiği nadir kimselerden biriydi. ‘Doğan Uygur’
  • Bizim için iyi arkadaştı. İyi köylüydü. ‘Mehmet Erdoğan’
  • Yoksulluk içinde ve dar bir çevrede yetişmekten kaynaklanan ve bir köy delikanlısı olma saflığından ileri gelen bir öne çıkma arzusu vardı. ‘Süleyman Genç’
  • Köyümüz için, memleket için büyük kayıp. Paraya hiç heves etmedi. ‘Beni köyümde toprağa verin’ derdi. Köyden kopmadı. Kooperatif için de, ‘Bu iş yürüyecek, biz varız yürüyecek, biz gidince de yürüyecek’ derdi. ‘Mustafa Or’
  • Küsmeyen bir insandı. Az politikacıda bulunur özelliklerden biriydi, gazeteciyle barışık kalmak. Onu eleştirdiğin zaman küsmeyen bir insandı. ‘Hikmet Çetinkaya’
  • Dengi yoktu. Böyle bir adamdı. Köyde yediden yetmişe herkesin onu sevmesi gerek. ‘Mehmet Atar’
  • Gazeteci olarak gittiğimde görüyorum, tütüncüler hep onu hatırlıyor, ‘Ah Türkmenoğlu ah’ diyorlar. Türkmenoğlu unutulmuyor. Bir nevi milattan önce milattan sonra gibi… tütüncü yörelerde böyle bir isim yaptı. ‘Sadullah Usumi’
  • Politikadan elde ettiği etkinlikten güç almasaydı, kooperatifçilikte tutunamazdı. Türkmenoğlu örneği, kırsal kesimin kendi içinde başlayan ve ulusal boyutta ses getiren ilk olaydır. ‘Prof. Dr. Ayhan Çıkın’
  • Mahmut Türkmenoğlu elimden tutmasaydı bugün ben yoktum. ‘Mehmet Tosun (Memo)’
  • Çalışkan, zaman mevhumu tanımayan zeki, bilgili, gayretli, çiftçiye ufuk açan biriydi. ‘Rıza Bilgiç’
  • En kötü şartlarda dürüst kalmayı başarabilmiş biriydi. Hiç gerici bir çizgiye düşmedi, utanacağı bir iş yapmadı. Onunla hep övündük. ‘Ferhat Aslantaş’
  • Adam köyden gider, köy ağlar. Şehirden gider, şehir yas tutar. Türkmenoğlu, ülkenin yitirdiği yiğittir. ‘Hamdi Özkan’
  • Hataları da vardı ama, sevapları kat kat fazlaydı. Amerika’ya gittiğinde, ‘Allah ömür verse de gelse’ dedim. Ama olmadı. Çok yazık, çok. ‘Halil Hilmi Oral’
  • Halktan hiçbir zaman kopmadı. Ölünceye kadar da hep dürüst kalmaya çalıştı. Espri dolu, ikna yeteneği yüksek, zeki, çalışkan bir insandı. ‘Erkut Karaosman’
  • Efendi, komplekssiz, uygar, kültürlü, kul hakkına saygılı, eğriden değil doğrudan yana, haksızdan değil haklıdan yana, ezenden değil ezilenden yana bir insandı. Halktan biriydi. ‘Ali Haydar Koç’
  • Türkmenoğlu kendini sevenleri anlamadı, herkesi bir tutmalı sandı. ‘Döne Kaya’
  • Son derece toplumsal, özverili ve dürüst bir insandı. İyi bir solcuydu. İyi bir sosyal demokrattı. Kolay ödün vermeyen bir insandı. ‘Erol Çevikçe’
  • ‘Mahmut, hatırlıyor musun, kooperatif kuracağım, 80 kişiye yemek pişireceksin derdin, bak bugün yemek alanlar 80 kişiyi buldu. ‘Zehra Dikmen’
  • Çekinmeden mertçe, yiğitçe, dürüstçe kişiliğini ortaya koyardı. ‘Ali Rıza Bodur’
  • Mahmut’un benim tanıdığım ölçüler içinde en temel vasfı dürüstlüğüydü. Olağanüstü dürüst, tam anlamıyla insan sevgisiyle dolu bir insandı. Bu kimliği onun devlet adamı olma kimliğine olumlu etkiler yapmazdı. Devlet adamı daha genelci olmalıdır. Hiçbir zaman sahip olduğu devlet gücünü, bugün maalesef pek çok örneklerini gördüğümüz gibi, kişisel çıkarları için bir santim dahi kullanmış değildir. Oy alabileceği çevre içinde tanıdığı destek aldığı birimlere öncelik tanımış olabilir. Erzurum’daki bir köye az, ama İzmir’deki bir köye çok vermiş olabilir. Bu tür suçlamalar ileri sürülebilir. Bunlar da suçlama değildir. Siyasetin kendi içindeki esnekliklerden kaynaklanan bir sonuçtur bu. Hele rüşvet, para, yolsuzluk kesinlikle söz konusu olamaz. ‘Atilla Candır’
  • Duru, sade, komplekssiz, kendinden söz ederken içi dışı bir, saydam biriydi. Hepimize baban ne iş yapıyor deseler, beş keçisini otuz beş ederek anlatmaya özeniriz, köy ağası gibi anlatmaya çalışırız. Ama onun hiçbir abartısı yoktu. ‘Sabri Ergül’
  • Dürüst adamdı. Geldiği yerlerde, kullandığı yetkilerde yanlışı olmuştur ama, kendi çıkarına değildi. Çıkar sağlamadı. ‘Kamuran Tekeli’
  • Türkmenoğlu’nun adını ağzınıza alırken dikkatli olun. Dikkatli olun çünkü, bakanlığı sırasında gümrüğe kapıcı diye aldığı adamlar bile bugün ondan daha zengin. ‘Karşıt bir iş adamı’
  • Mahmut Bey düşünceme göre, olağanüstü yaratıcı siyasal görüşleri olan bir insandı. Sıradan biri değildi. 1 yıllık Bakanlığında da bunu gösterdi. Gerçekten çok yaratıcı bir bakanlık yaptı. Sadece kendini düşünen bir siyasetçi değildi. Tüm Türkiye’yi düşünen biriydi. ‘Prof. Dr. Ziya Gökalp Mülayim’
  • 1973’ten sonra 3 yıl süreyle Almanya Berlin’de Din İşleri Müşaviri göreviyle bulundum. Türkmenoğlu adı oralarda da bilinirdi. Fevkalade tutarlı, inançlı, sade, yalın, yetenekli bir politikacı olduğunu, çok esprili bir insan olduğunu, çelebi bir kişiliğe sahip olduğunu mecliste bulunduğum üç yılı aşkın süre içinde gördüm. Onunla aynı partiden olmaktan çok özel bir zevk duyardım. Mahmut Türkmenoğlu gibi insanlara, politikacılara milletimizin, devletimizin daima ihtiyacı olacaktır. O fevkalade örnek bir insandı. Politikayı hiçbir biçimde kendisi için kullanmayı aklından geçirmeyen, nesli tükenen politikacı tiplerinden biriydi. Bunun kanıtı zaten kendi yaşamıdır. ‘Gani Aşık’
  • Mahmut Türkmenoğlu’nun ölümü, Türkiye’de çok şeyi değiştirdi. Bugün solun bitmişliğini ben onun ölümüne bağlıyorum. Solda Anadolu ile üst düzeydeki parti yöneticileri arasında o bir köprüydü. Alt tabakayla üst tabakayı birbirine bağlayan insandı. Anadolu’da bir aksaklık gördüğümüzde biz Mahmut Bey’e söylerdik o da gider üst yöneticilere aktarırdı. Biz yokken anlattı da ikna edemediyse, bizi çağırırdı. Bir de ‘Anadolu’dan gelene, Anadolu’nun sesine kulak verin’ derdi. ‘Bektaş Göçmen’
  • Değerli ve tutarlı bir arkadaşımızdı. İyi sosyal demokrattı. Onu arıyoruz. ‘Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’
  • Deniz Baykal, ‘Türkmenoğlu benim öğretmenimdi’ demiştir. Erol Güngör de benzer biçimde konuşmuştur.
  • Partide Mahmut Türkmenoğlu’nun karşısında tavır almış birisi olan Hüseyin Maraşlı Türkmenoğlu için, dürüst ve özverili biriydi demiştir.

Bir'lik Belgeseli
İzmir Köy-Koop Birliği’nin Kuruluşu