TARIMSAL KOOPERATİFLERDE NASIL BİR ÖRGÜTLENME VE ÜRETİM STRATEJİSİ BENİMSENMELİ?

TARIMSAL KOOPERATİFLERDE NASIL BİR ÖRGÜTLENME VE ÜRETİM STRATEJİSİ BENİMSENMELİ?

Tarımsal ekomomist Prof. Dr. Tayfun Özkaya

Strateji bir askerlik terimidir. Çiftçi ve kooperatifler ilan edilmemiş bir savaş karşısında olduklarından kooperatiflerin bir stratejiye ihtiyaçları vardır. Kooperatif ve çiftçilerin rakipleri endüstriyel tarım girdilerini ve krediyi satan uluslararası ve ulusal şirketler ve bankalar ile ürünlerini alan gıda şirketleri, zincir mağazalar ve ihracatçılardır.  Çiftçilerin satın aldığı girdilerin nerede ise tamamı, büyük bir kısmı uluslararası dev şirketlerden olmak üzere tarım kesimi ve çiftlik dışından gelmektedir. Tarım ilaçları, şirket tohumları, mazot, elektrik, yem, kimyasal gübreler çoğu tekelleşmiş şirketler tarafından üretilmektedir. Bu girdilerin fiyatları roket hızıyla artmaktadır. Bu evrensel bir olgudur. Girdileri kooperatifler sağladığında alınan indirimler ise çok küçük düzeylerde kalmaktadır. Yoğun tarım ilaçları, mineral gübreler, ağır makineler, yoğun su, endüstriyel yoğun yem ile yapılan ve endüstriyel tarım olarak tanımlanan tarım sistemi hem üretici hem de tüketicileri yoksullaştırmakta, hasta etmekte, toprağın yapısını bozmakta, çevreyi tahrip etmekte ve küresel iklim değişikliğini büyük ölçüde hızlandırmaktadır.  

Diğer yandan tarım ürünleri giderek tekelleşen şirketler tarafından satın alınmaktadır. Süt, domates vb. ürünleri işleyen şirketler düşük alım fiyatlarını dayatabilmektedir. Bu fiyatlarda ise yıllara göre artış olmamakta, hatta bazı yıllar düşüşler olmaktadır. Artış olduğunda ise genel fiyat düzeyinin çok altında bir artış söz konusu olmaktadır. Süt alan şirketler kalitesi sorgulanan yemlerin şirketten alınmasını dayatabilmektedirler. Zincir marketlere ürün veren çiftçiler ve kooperatifler ise ürünlerini çok düşük fiyatlarla satabilmekte ve paralarını 45 gün veya 90 gün gibi çok uzun vadelerde alabilmektedirler. Kısacası çiftçiler ve kooperatifler bir yandan hızla artan girdi fiyatları, diğer yandan düşük hızda artan, hiç artmayan hatta bazı yıllar düşen ürün fiyatlarından oluşan bir fiyat makası içinde ezilmektedirler. Tüketiciler de bu oyunun kaybedenidir. Sağlıksız ürünler ve hızla artan tüketici fiyatları ile karşılaşmaktadırlar. 

Bu ilan edilmemiş savaş karşısında çiftçiler ve kooperatifler bir strateji benimsemek zorundadırlar. Kooperatifler ve çiftçiler girdi fiyatları ve ürün fiyatları ikilisinden oluşan bir makas içinde ezilmektedirler. Dolayısıyla bu stratejinin de iki ayağı vardır. Özellikle makasın girdilerle ile ilgili kanadında ciddi bir değişiklik gerekiyor. Bu birinci ayaktır. Bu ise üretim alanında endüstriyel tarım sistemini reddederek agroekolojik bir tarım sistemine geçmektir. Bu endüstriyel girdileri kullanmayı reddetmektir. Pazarlama alanında ise ürünleri doğrudan tüketiciye satabilmenin yollarını aramaktır. Böylelikle bu ikili fiyat makasının açılmasına, ürün çeşitlendirme yapılarak verim arttırılmasına, risk ve belirsizliklerin etkisinden kurtulmaya; toprak, çevre ve ürünlerin kirlenmesinin önlenmesine, küresel iklim değişikliğinin yavaşlatılmasına çalışılacaktır.

Agroekoloji sürdürülebilir tarımın bilimidir. Başka bir ifade ile ekolojik kavramların ve ilkelerin; sürdürülebilir tarım sistemlerinin tasarlanması, geliştirilmesi ve yönetimine uygulanması bilimidir. Agro ekoloji hem bir bilimsel disiplin, hem uygulamalar takımı, hem de sosyal bir harekettir. Uluslararası köylü, çoban, balıkçı ve göçebelerin örgütü Via Campesina tarafından savunulmaktadır. Latin Amerika’da ve dünyanın birçok yerinde çok yaygın bir hareket olan agroekoloji hâkim sistem içine alınmaya çalışılmaktadır ve bu bir tehlikedir. Tepeden inme bir agroekoloji yerine halkın agro ekolojisi geliştirilmeye çalışılmalıdır. Agroekoloji köylülerin, kooperatiflerin stratejisidir. Endüstriyel tarım ise şirketlerin stratejisidir. Bizi sömürenlerin stratejisini uygulayarak bu mücadeleyi kazanmak mümkün değildir. 

Agroekolojik sistem, tarım kimyasallarını çok büyük ölçüde sıfırlamaktadır. Sentetik tarım ilaçları yerine yerel tohum, kardeş bitkiler, nöbetleşme, ev yapımı ekolojik tarım ilaçları gibi bir çok teknik ve araç kullanılmaktadır. Kimyasal gübre yerine ise; hayvansal gübre, yeşil gübre, kırmızı solucan gübresi, komposto, kardeş bitkiler vb. birçok yöntem kullanılacaktır. Azaltılmış veya sıfırlanmış toprak işleme ile mazot ve makine kullanımı kısılacaktır.  Böyle bir tarım sistemi tarımsal üretimde kullanılan ithale dayalı girdileri gereksiz hale getirecek ve döviz tasarruf edilmesine yol açacaktır. Böyle bir yola girildiğinde adım adım kooperatifler ve çiftçiler girdi satan şirketlerden göreli bir bağımsızlık kazanacaklardır. Hayvancılıkta bile kesif yeme dayalı (ki GDO’lu hammaddelerle üretilmektedir) endüstriyel yemler yerine geliştirilmiş meralara dayalı bir hayvan besleme yapılmalıdır. Bunu başarmak ise kolay olmayabilir. Ancak başka bir çare ve yol yoktur. Bütünleşik mera yönetimi yaklaşımı ile bütün dünyada meralarda hızlı gelişmeler sağlanabilmektedir.   

Stratejinin ikinci ayağı ürünlerin pazarlanması ile ilgilidir. Ürünleri ucuza alan zincir marketlere, gıda işleyen şirketlere satmak yerine işleyerek veya taze olarak doğrudan tüketiciye ulaştırılmalıdır. Zincir marketlere satış yapma gayreti mücadeleyi kaybetmemize yol açar. Bunun yerine ürünler tüketim kooperatifleri, topluluk destekli tarım grupları, gıda grupları, ekolojik köylü pazarlarına ulaştırılmalıdır. Böylelikle aradaki büyük pazarlama marjı çiftçiler ve tüketiciler arasında paylaşılacaktır. Çiftçilerin eline geçen fiyat artarken tüketicilerin ödediği fiyat düşecektir. Bu hedefe ulaşmak için işçi sendikaları ile birlikte çalışılmalıdır. İşçi sendikalarının tüketim kooperatifçiliği konusuna eğilmeleri sağlanmalıdır.

Bu iki strateji ayağını gerçekleştirmek için kooperatifler yeni bir yapılanmaya gitmelidir.

Ancak epeydir kooperatifleri sistem içine almak için çabalar sürdürülmektedir. Kooperatiflerin çiftçilerin çıkarları dışında sermaye şirketlerine benzemesi için çalışmaktadırlar. Örneğin Fransız LimaGrain firması Türkiye’de de tohum sektöründe şirket satın alarak rol oynayan dünyanın en büyük tohum devlerinden biridir. Bu şirketin kökeninde bir kooperatif yatmaktadır. Şüphesiz şirket yerel tohuma ve köylülerin kendi tohumunu satmasına karşıdır. Avrupa’nın süt alanında önemli kooperatiflerinin Asya, Afrika gibi kıtalarda süt fabrikalarını satın alarak uluslararası şirketler arasına girmekte oldukları da bilinmektedir. Orada artık kooperatifçilik bitmektedir. Ülkemizde de Konya Şeker; kooperatif yapısında ve PankoBirlik çatısı altında bir anonim şirkettir. Tamamen endüstriyel bir tarım sistemi uygulamaktadır.

Avrupa’da gelişmelerle mücadele etmek üzere yeni kooperatif modelleri ortaya çıkmıştır.  Ekolojik kooperatifler veya yerel kooperatifler başlıkları altında endüstriyel tarımı benimsemeyen yeni kooperatif örgütlenmeleri çoğalmaktadır. Örneğin Hollanda’da NWF ve ona bağlı VEL ve VANLA, Fransa’da BioKoop gibi örnekler görülmektedir.

Kooperatiflerimiz çok amaçlı olmalıdır. Bugün kooperatifler bir kaos halindedir. Kooperatiflerin parçalanması önlenmelidir. Bütün hayatın kooperatifleşmesi gerekmektedir. Her konu için ayrı bir kooperatif kurmak çıkar yol değildir. Sağlık, sulama, tüketim, eğitim vb. gibi birçok alanda kooperatifler çalışabilmelidir. Kooperatifler havza bazında örgütlenmeyi amaçlamalıdırlar. Kooperatifler birlikler içinde ortak muhasebe sistemi benimsemelidir.

Yerel yönetimlerin kooperatif birliklerini, bakanlıkların ise Kooperatifler Merkez Birliğini muhatap alması sağlanmalıdır.

Kooperatifler konusunda sağlam bir veri tabanı oluşturulması iyi bir strateji ve taktikler yürütmek ve uygulamak için kesinlikle gereklidir. Kendimizi ve rakiplerimizi tanımadığımızda girişeceğimiz her mücadeleden yenik çıkacağımız stratejinin en temel ilkesidir.

Kooperatiflerde yönetim, genel olarak eğitim ve özel olarak gençlerin eğitilmesi ve yetiştirilmesi ve denetim konusunda bir plana sahip olmak stratejik olarak çok önemlidir.

Kadınların kooperatiflerde daha etkili bir şekilde yer alması için bir plan ve ilkeler olmalıdır. Örneğin kongre ve toplantılara katılımda kadın delegelerin olması Via Campesina’da olduğu gibi zorunlu tutulabilir. Kooperatifler Bakanlığı için mücadele edilmelidir. Genel kurullarda kooperatif sorunlarını, araştırma sonuçlarını tartışacak özel gündem maddeleri olmalıdır.