Tarımsal Kooperatiflerin Otonomi Yolunda Uzun Yürüyüşü: Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Örneği

Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi (Seferihisar/İzmir) çiftçileri piyasanın ezici baskısından kurtarmak amacıyla yıllardır çabalamaktadır. Başlangıçta bir zeytinyağı fabrikası ile yola çıkan kooperatif, yıllar içinde kaliteyi arttırma, organik üretime geçme ve son on yıl içinde üretimlerini doğrudan tüketiciye ulaştırma yoluyla çiftçi refahına artan bir katkı sağlamıştır. Son sekiz yıldır artık kooperatif, tüme yakın zeytinyağını kendi satış yerinden doğrudan tüketiciye teslim edebilmekte ve İzmir, İstanbul’daki gıda grupları ve tüketim kooperatifleri aracılığıyla pazarlayabilmektedir. Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, her ne kadar sorunları olsa da, dayanışma ekonomisi ve ekolojik tarım yönündeki çabaları ile göreli olarak otonom bir konuma gelmiştir. Bu yazının amacı bu kooperatifi örnek olay alarak bu konuda genelleştirilebilir ipuçları elde etmektir.

Giriş

Kooperatifler tarihte ilk ortaya çıktığından bu yana çalışan sınıfların, sömürüden kurtulmak için kullandıkları bir araç olmuşlar, ortaya koydukları ilkelerle 150 yıldır ayakta kalmışlardır. Bu ilkeler “gönüllü ve açık üyelik”, “demokratik üye kontrolü”, “üyenin ekonomik katılımı”, “otonomi ve bağımsızlık”, “kooperatif eğitimi, öğretimi ve enformasyon”, “kooperatifler arasında işbirliği” ve “topluluk ile ilgilenmek” olarak sıralanabilir.1 1884 yılında Rochdale Kooperatifi’nin ortaya çıkışı ile birlikte kooperatifler eşitlikçi bir dünyayı amaçlamışlardır. Kooperatifler sıradan insanların ekonomik yaşama müdahalelerini mümkün kılmıştır. Ancak diğer yandan kooperatifler olgunlaştıkça kendi bürokrasisi de gelişmekte ve bu, üyeyi arka plana atma, pasifleştirme tehlikesini de taşımaktadır.2 Endüstriyel tarım3 ve monokültür4 üretim sistemi çiftçilerin ve tarımsal kooperatiflerin otonom bir ekonomi kurmalarını olanaksız hale getirmekte ve sisteme bağımlı kılmaktadır. Bir taraftan da kapitalist sistem; kooperatifler de dâhil, otonomi, bağımsızlık kazanmak isteyenleri kendine benzetmek, çabalarını boşa çıkarmak için karşı hamleler ve çareler de uygulamaya sokmuştur. Kooperatiflere yönelik olarak yürütülen desteklemeler veya engellemeler, darbeler, kooperatif eğitimi, genel ideolojik anlayış gibi birçok faktör; kooperatiflerin başarısı ve göreli olarak otonom olma yolundaki çabalarına destek veya engel olur. Bu yazıda bu müdahalelerin nitelik ve boyutları ve kooperatiflerin sistem içinde göreli olarak otonom olma yolundaki mücadeleleri konusunda dünyadan ve Türkiye’den bazı örnekler verilecektir. Ağırlıklı olarak ise Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi (Seferihisar/İzmir) örnek olay olarak incelenerek kooperatifin göreli bir otonom ekonomi kurma yolundaki çabaları ve karşılaştığı güçlükler ele alınacak ve gelecekteki yörüngesi konusunda bazı değerlendirmeler yapılmaya çalışılacaktır. Böylelikle tarımsal kooperatiflerin otonomi kazanma ve daha dayanışmacı bir ekonomi kurma yolunda neler yapabileceği konusunda bazı ipuçları sağlanmaya çalışılacaktır. Zeytinyağı fabrikasının üretime başladığı 1974 yılından itibaren Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ile çok yakın ilişkilerim oldu. Köyde uygulanan bir yüksek lisans çalışmasına danışmanlık yaptım. Değişik yıllarda köyde eğitim çalışmaları yürüttük. Yazıda bu deneyimlerimden ve gözlemlerimden yararlandım. 2021 yılı içinde kooperatif başkanı Çağatay Özcan Kokulu ile derinlikli görüşmeler yaptım. Üretim ve satış ile ilgili veriler kooperatif kayıtlarından sağlandı.

Kooperatifleri Etkileyen Teknik ve Sosyo-Politik Ortam ile Kooperatif Kimliği

Kapitalist sistem; kendisine tehdit olarak gördüğü girişimleri yoldan çıkarma, yapamıyorsa
etkilerini kısıtlamada büyük olanaklara sahiptir. Örneğin endüstriyel tarım yansız görünmesine rağmen sistemin çok işine yaramaktadır. Endüstriyel tarım sayesinde girdi sanayileri çiftçileri kendisine bağlamış ve daha önce tamamen işletmesi içinden veya yakın çevreden, komşularından sağladığı tohum, gübre, ev yapımı ilaçlar gibi girdilerle göreli bir otonomi kazanmış çiftçileri, metalaştırılmış girdilerine muhtaç hale getirmiştir. Endüstriyel tarım sistemi mono kültürü yaygınlaştırmış ve doğayı tahrip ederek, doğanın sağladığı “ekolojik hizmetler” dediğimiz ekolojik dengeyi sağlayan mekanizmaları yok etmiş ve geriye dönüşü oldukça zor bir süreci başlatmıştır. Örneğin avcı böcekler yok oldukça, zararlı böcekleri kontrol altına almak için giderek daha çok tarım ilacı kullanmak gerekmektedir. Endüstriyel tarım ile kapitalizm arasındaki ilişkinin farkına varılması oldukça gecikmiştir. Diğer yandan mono kültür üretimin yaygınlaşması, ürünlerin çiftçilerce yerel olarak doğrudan veya az sayıda aracı ile pazarlanmasını imkânsız hale getirmiş ve başta zincir marketler olmak üzere perakende kesiminin kâr payı
hızla artmıştır. Özellikle küreselleşmenin yoğunlaştığı 1980’lerden sonra bu kontrol mekanizmaları daha da derinleşmiştir. Tarımsal girdi ve gıda şirketleri, tarım ürünleri satan toptan ve perakendeci şirketler oligopol ve oligopson piyasaları oluşturarak pazara hâkim olmuşlar ve çiftçiler ile kooperatiflere tarım girdilerini pahalı satarken, onlardan aldıkları tarım ürünlerini ucuza mal etmişlerdir. Böylece çiftçiler ve kooperatifler ikili bir fiyat makasının içinde ezilmektedir.

Çiftçiler gibi kooperatifler de endüstriyel tarım ve ürün pazarlama sistemlerini sorgulamadıkları takdirde, bu tuzaktan çıkmaları zorlaşmakta ve sistemin bir tamamlayıcısı haline gelmektedirler. Çiftçiler ve kooperatifler, agroekolojik
tarım sistemini benimseyerek, her yıl daha pahalı hale gelen ve çeşitlenen endüstriyel girdilerden kurtulmadıkça ve ürünlerini doğrudan ve gerekirse işleyerek tüketicilere iletmedikleri sürece bu cendereden kurtulamayacaklardır. Çiftçiler ve kooperatifler başta tüketici kooperatifleri ve gıda grupları ile ittifaklar yapmak zorundadırlar.
Bir kooperatif; ortağı olan çiftçilerin bütün endüstriyel tarım girdilerini piyasadan satın alarak ortaklarına sağlasa ve ürünleri en son düzeye kadar (örneğin yoğurt veya peynir olarak) işleyerek marketlere satsa da, girdi şirketlerinin ve zincir mağazaların hegemonyasından kurtulması oldukça zordur. Bu düzeyde örgütlenmiş kooperatifler, hiç kooperatifleşmemiş çiftçilere göre ortaklarına sadece bir düzeye kadar avantaj sağlamaktadırlar. Çiftçilerin deyimi ile “sadece su üzerinde kalabilmektedirler”. Örneğin kooperatif, yemde bir fiyat indirimi sağlasa bile yemin protein oranı ve enerji düzeyi gibi kalite unsurlarını denetleyememektedir. Ayrıca zincir marketler aldığı ürün bedellerini uzun süreler sonra ödemekte, yeni mağaza açılışları için bedelsiz ürün istemektedirler. Kısaca, endüstriyel tarımdan kurtulmadıkça ve tüketiciye doğrudan ürünleri ulaştırmayı başaramadıkça kapandan kurtuluş yoktur.
Ülkemizde ve dünyada kooperatiflerin devlet veya belediyelerin vesayeti altına alınması da
olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Vesayet altındaki kooperatifler etkin kararlar alamamakta, bürokratik işleyişin dışına çıkamamaktadır. 2000’li yıllarda uygulanmaya başlayan Dünya Bankası Projesi ile Tariş’e ait olan ve Türkiye’nin tek kooperatif bankası olan Milli Aydın Bankası, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilmiştir.

Belediyelerin destekleri başarılı gelişmelere de yol açabilmektedir. İzmir Büyükşehir Belediyesinin Ovacık Belediyesi’nin Ovacık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ile kurduğu olumlu ilişkiler her iki kooperatifin de üreticiler ve tüketiciler için yararlı ve kamusallığı üreten sonuçlar üretmiştir.
Ancak olumlu yönde de olsa aşırı bağımlılıklar riskli olabilmektedir. Ülkemizde devlet,
kooperatifleri yeterince desteklememiştir. 1980 darbesinde Köy-Koop üst birliği kapatılmış ve ancak uzun yıllar sonra tekrar açılabilmiştir.
Diğer bir olumsuz müdahale de kooperatiflerin şirketlerle ortaklıklar geliştirmesinin teşvik edilmesidir.


Ülkemizde de dışarıdan kooperatif görünümlü, aslında şirketlerin kontrolünde yapıla bulunmaktadır. Örneğin Konya Şeker; kooperatif yapısında ve Pankobirlik çatısı altında bir anonim şirkettir. Anadolu Birlik Holding altında bir dizi şirket toplanmış olup, holdinge hâkim olan ana güdü şüphesiz “eşitlik”, “dayanışma” gibi kooperatif ilkeleri değil, maksimum kârdır.
Holding tamamen endüstriyel bir tarım sistemi uygulamaktadır. Şahin konu ile ilgili makalesinde Pankobirlik’in eksiklikleri arasında mamul mallarının pazarlanmasının kendi satış ofisleri yanında özel sektöre ait marketlerde yapılmasını, ancak tüketim kooperatifleri ile benzer bir ilişkinin olmayışını ve yerel kalkınma ve halkın refahını arttırıcı faaliyetlerinin olmayışını göstermektedir.
Kooperatifler şirketleştirilmeye itilmekte ve kimliklerini kaybetme tehlikesi ortaya çıkmaktadır.
Kooperatifler, sermayeye en yüksek kârı sağlayan, yani kâr maksimizasyonunu amaçlayan kuruluşlar değildir ve olmamalıdır. Amaç, ortakların ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Kooperatifler için “kâr” tanımlaması yerine “gelir gider farkı” tanımlaması yapılır. Ortaklarına iyi ürün fiyatı sağlayan bir kooperatif daha az gelir gider farkı yaratıyor olabilir, ama bu başarısızlık değildir.
Ancak şüphesiz gelir gider farkının pozitif olması istenir. Bu değer ile yatırım yapılabilir, dayanışma fonu ve/veya ihtiyat akçesi ayrılabilir.


Kooperatifler arası dayanışma, en önemli kooperatif ilkelerindendir. Kooperatif hareketin güçlenmesi için geniş ölçekli yürütülecek eğitim, yayın, danışmanlık, yayım etkinlikleri; yeni kooperatiflerin kurulması, var olanların gelişmesi ve kooperatiflerin otonomi kazanması yolundaki çabalarına büyük katkılar verir. Kanada’da eyalet düzeyinde kooperatifçilik konusunda yürütülen eğitim, danışmanlık çalışmalarının kooperatiflerin başarılarını arttırdığı ve kooperatif bilincinin yeni kuşaklara iletilmesinde çok etkili olduğu Diamontopoulos tarafından yapılan bir çalışmada ortaya konmuştur.


Kanada’da Quebec ve Saskatchewan eyaletlerindeki kooperatif hareketin son küreselleşme sürecindeki 1985-2005 yılları arasının karşılaştırmalı olarak ele alındığı bu çalışmada, bilinçli olarak yürütülen eğitim ve destekleme çabalarının Quebec eyaletinde kooperatif gelişimini hızlandırdığı ve güçlendirdiği, buna karşılık küreselleşme söylemlerine uyarak bu çabaların terk edildiği ve sadece pasif olarak kooperatiflerden gelen isteklere yönelik danışmanlık hizmetlerinin yürütüldüğü Saskatchewan eyaletinde kooperatiflerin gerileme sürecine girdiği saptanmıştır.
Diamontopoulos’un belirttiğine göre Saskatchewan’da küreselleşme sürecinde güçlü kooperatifçilik yetişkin eğitimi altyapısı ihmal edildi ve adım adım yok edildi. Kooperatifçilik konusundaki değişik düzeylerdeki eğitim kuruluşları kapatıldı. Bunlar arasında yüksek düzeyde eğitim veren Co-operative College de vardı. Kooperatif alanında yayın yapan dergiler ve bültenler kapandı. Eyalet yönetiminde kooperatifler ile ilgili etkin bir kuruluş gerçek anlamıyla kalmadı.

Sadece ihtiyaç duyanlara yönelik olarak danışmanlık etkinlikleri yapıldı. Kooperatifleri geliştirme ve destekleme etkinlikleri büyük ölçüde göstermelik olarak “-mış gibi” görünen eylemlere daraltıldı. Yeni kuşaklar kooperatifçiliği tanıyamadılar ve bu alana ilgi göstermediler. Makalede Peter Maaniche’nin “bir buçuk kuşak” teorisinden söz edilmektedir.12 Bu teoriye göre eğer enerji, ideoloji ve kurucu üyelerin etkileri zaman içinde azalırsa bir buçuk kuşak içinde kooperatif hareket yozlaşmaya başlar. Daha da ötesi; ortak katılımı, kurucu ilkeler ve kurumsal canlılık yerine artan pazar baskısı, artan yönetimsel yaklaşımlar ve iş hedeflerinin başatlığı ortaya çıkar. Diamantopoulos; Jared Diamond’un bu olguyu Türkçe “mekânsal hafıza kaybı” (lanscape amnesia) diyebileceğimiz bir terimle açıkladığını belirtmektedir.13 Yavaş gelişen bir krizde gittikçe normal olarak algıladığımız bir çöküş söz konusudur. İnsanlar giderek zaman içinde her şeyin ne kadar değiştiğini unutuyorlar. Saskatchewan eyaletinde olup biten olgu budur. İzmir’de kooperatifçilik hareketinde de 1980-1998 yılları arasında bu olguya şahit oldum. 

Diamantopoulos makalede şunları yazmaktadır: “Buna karşılık Quebec’te aynı zaman kesiti içinde eğitim, destek çalışmaları artarak devam etti. Bu yönelimde eyaletin daha önce yaşadığı ve “sessiz devrim” denilen kamuculuğa önem veren değişiklikler de etkili oldu. Kooperatifçiler bireyleri kooperatifçiliğe yöneltmek konusunda liberalizmin “görünmez el” anlayışına az inanç duydular. Quebec modeli sürekli, hırslı ve çok yönlü yetişkin eğitimleri ile planlanmış yeniliklerin yayılımına dayanmaktadır. Quebec’te akademik eğitimde, kooperatif alanındaki dergilerde, kooperatifçilik araştırmalarında, kamu yönetiminde kooperatifçiliği destekleyen kurumlarda büyük gelişmeler oldu. Bu destekler ve eğitim çalışmaları Quebec’te çok değişik alanlarda kooperatif girişimlerinin başlamasına yol açtı. Bunlar arasında yayıncılık alanında kurulan kooperatifler de bulunmaktadır. Kampüslerde gençler kitap vb. ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik kooperatifler kurdular, böylelikle yeni kuşakların kooperatifçilikle tanışması mümkün oldu. Quebec’te 15 yıllık bir süre içinde bini aşkın yeni kooperatif kuruldu ve kooperatiflerde 11 bin yeni istihdam sağlandı.” İncelenen her iki eyalette başarının ölçülmesi amacıyla kooperatifler tarafından yapılan yeni girişimler (start-up) değerlendirilmiştir.14 1985’den 2005’e kooperatiflerin yeni girişimleri Saskatchewan’da sadece %11 artarken, bu oran aynı sürede Quebec’te %152 artmıştır. 

Ekolojik, Eşitlikçi ve Dayanışma Ekonomisi Yörüngesinde Kooperatif Atılımları

Bu bölümde dayanışma ekonomisi yolunda dünyada ve Türkiye’de başarılı uygulamaları olan ve daha çok tarımsal kooperatifler hakkında bilgi verilmeye çalışılacaktır. Kooperatiflerin tarihteki ilk kuruluş amaçlarına uygun şekilde çalışmaları için dünyada birçok atılımlar yapılmaktadır. Bu kooperatiflerin temel özellikleri endüstriyel tarım yerine agroekolojiyi temel almaları, sadece tarımsal ekolojiye değil bir bütün olarak doğal çevreye önem vermeleri, sadece kendi ortaklarının değil, tüketicilerin de refahını düşünen dayanışma ekonomisi yönünde gelişmeler içinde olmalarıdır. Bu amaçla bu kooperatifler ürünlerini zincir marketler yoluyla pazarlamak yerine tüketim kooperatifleri, gıda grupları yoluyla, mağazalar açarak veya doğrudan tüketicilere ulaştırmaya çalışmaktadırlar.
Avrupa’da bu yönde kooperatifler ortaya çıkmıştır. Örneğin Hollanda’da NFW (Noardlike Fryske Wâlden), Fransa’da Biocoop16 gibi örnekler görülmektedir. Hollanda’daki yerel kooperatifler ekolojiye saygı duyarak ve çiftçinin de öznesi olduğu yenilikler (inovasyonlar) geliştirerek uygulamakta ve yasal değişiklikleri etkilemektedirler. Fransa’da Biocoop ise ekolojik üretimi temel alarak ürünlerini doğrudan tüketiciye ulaştırmaya çalışmaktadır.
İspanya’nın Katalonya Özerk Bölgesi’nde 2010’da doğan ve yayılan integral (bütünleşik) kooperatifçilik modeli ise alternatif paraları da kullanarak gıdadan, enerjiye ve finansa kadar tüm ihtiyaç alanlarında kooperatif bir dünya yaratmaya çalışmaktadır. Cooperativa Integral Catalana (CIC) adındaki bu kooperatifler, kapitalizm sonrası bir yapı oluşturmaya çalışmaktadırlar ve kapitalist sistemi bir bütün olarak karşısına alan bir vizyona sahiptirler. Bu kooperatif Katalonya’da yerel topluluğun ihtiyaçlarını, var olan sistemden çok daha iyi bir şekilde karşılamayı amaçlayan alternatif bir ekonomi oluşturmaya çalışmaktadır.17 Bu kooperatifler, geleneksel kooperatifleri rekabet sistemine eğilim gösterdikleri için eleştirmekte ve bu eğilimde olmasalar bile, gene de sadece üyeleri için çalışmalar yaptıklarını ileri sürmektedirler. CIC tarafından geliştirilen süreç ve araçlar tamamen bir “paylaşılan” (müşterek, common) olarak tüm dünyaya sunulmaktadır. Eco denilen alternatif değişim aracı (para) bunlardan biridir. CIC tarafından geliştirilen bir birim de XCTIT adı verilen “Bilim, Teknik ve Teknoloji Ağı”dır.

Bu ağ küçük üreticilerin özel ihtiyaçlarına uyan teknolojiler ve makineler geliştirmekte ve
bunları “copyleft”19 lisansı altında dağıtmaktadırlar. Böylelikle herhangi bir kişi bunları özgürce kullanabilir ve çoğaltabilir. İçlerinde tarım makinelerinin de bulunduğu bu araçlar, kapitalist şirketlerle bağımlılık ilişkilerinden kurtulmayı sağlar.20 Bu yeni atılımlar 1930’lardaki İspanyol Devrimi’nin21 mirasına da dayanmaktadır. Yıldırım, bir makalesinde platform kooperatifleri denilen bu olgu konusunda ayrıntılı bilgiler vermektedir. 22 Ülkemizde dayanışma ekonomisi yönünde başarılı çalışmaları olan kooperatiflerden biri de Ovacık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’dir. Ovacık Belediyesi’nin de desteği ile kooperatif ortakları arasında sahip oldukları araziyi dikkate almadan eşitlikçi ve ekolojik bir üretim sistemi kurmuş, ürünler tüketim kooperatifleri gibi dayanışmacı pazarlama ağları ile tüketiciye ulaştırılmıştır. Kooperatif ürün fiyatlarını üretici çiftçilerle belirlemektedir.23 Bu arada elde edilen gelirden bölgedeki öğrencilere burs da sağlanmıştır. Ovacık örneğini inceleyen Yıldırım “Ovacık toplumsal muhalefet dinamiklerinin güçlü oluşu ve toprak dağılımının görece eşit dağılımı burada kurulan bir kooperatife devletten ve sermayeden özerklik anlamında daha esnek hareket kabiliyeti sağlayabilmektedir” diye yazmaktadır.24 Şahin, Hopa Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ve Özçay Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin eksiklikleri olmakla birlikte çay üretiminde dayanışma ekonomisi yönünde bazı adımlar atabildiğini açıklamaktadır.25 Hopa Kooperatifi, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Kadıköy Tüketim Kooperatifi ile işbirliği içinde ürünlerini pazarlayabilmektedir. Kooperatif bölge halkının yararlanması amacıyla sağlık ocağı ve düğün salonu gibi faaliyetlere de girebilmektedir. Özçay Kooperatifi ise ürününün çoğunu tarım kredi kooperatifleri aracılığı ile satarken, tüketim kooperatifleri ve İzmir Büyükşehir Belediyesi kanallarını da kullanmıştır. Kooperatif ar-ge çalışmalarına girmiş, yeşil organik çayda uluslararası kalite ödülü kazanmıştır. Şahin kooperatifin büyük ölçüde tarım kredi kooperatifleri aracılığı ile ürününü pazarlamasını riskli bulmakta, ayrıca fabrikasında sendikalı işçi bulunmamasını eleştirerek salt üyesi çiftçilerin çıkarlarına öncelik verdiğini saptamaktadır.

Gödence Köyü ve Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Hakkında Kısa Bilgi

Gödence Köyü, İzmir İli Seferihisar İlçesinde 440 metre yükseltide, Kızıldağlar’ın üzerinde bulunmaktadır. Bademler köyü kavşağından doğuya dönülerek köye kolayca ulaşılabilir. Kızıldağlar, İzmir kenti için çok önemli yağış ve su havzasıdır. İzmir’in içme suyunu kullandığı Tahtalı Barajı’na kış sularını vermektedir. Kızıldağlar’ın etekleri; Tahtalı, Seferihisar ve Balçova Barajları, Ulamış, Kavakdere, Sandı, Payamlı, Bademler göletleriyle olağanüstü bir önemi vardır. Efemçukuru, Payamlı, Kavacık, Çamtepe, Gölcük ve Gödence köyü Kızıldağlar’ın doruklarındaki köylerimizdir.26 Köyde en önemli geçim kaynakları öncelikle zeytincilik, ikinci olarak ise bağcılıktır. Daha çok zeytinyağı, sofralık ve şaraplık üzüm üretilir. Arıcılık da önemlidir. Hayvancılık daha çok keçi ve koyun olmakla birlikte eskiye göre oldukça gerilemiştir. Sakız, yeni gelişmekte olan ürünler arasındadır. Çiftçilerin bazıları kendi sebze veya meyvelerini yetiştirmektedir. Üzüm dışında az miktarda diğer meyveler de üretilip satılmaktadır. Efemçukuru köyünde bulunan altın madenciliği işletmesi, Gödence köyünden de çoğu genç 15-20 kişiyi istihdam ederek veya bazı köylülere değişik imkânlar sağlayarak altın madenciliğine karşı köyden muhalefeti kısıtlamaya çalışmaktadır. Muhtarlığın 2021 yılı verilerine göre, köyde 170 hane bulunmaktadır. Nüfus, 360’dır. Son yıllara kadar köyden kentlere göç söz konusu idi. Göç sona ermiştir, nüfusta artış görülmektedir. Son yıllarda özellikle İstanbul’dan veya diğer kentlerden köye gelip arazi alan, ev yapanlar çoğalmıştır. Bunlar 10 hane civarındadır. Yeni sakinlerin bir kısmı küçük ölçülerde tarım da yapmaktadırlar, beş-altı hanenin ise tarımla herhangi bir ilgisi yoktur. Köyde yaşamayan, zeytinlerini köyden kişilere toplattırarak zeytin üretimi ile ilişkisini sürdüren iki hane bulunmaktadır. Kooperatifin olumlu etkileri yakın köylerle bir fark yaratmıştır. Komşu köy olan Beyler’de çiftçiler tüccara zeytinyağlarını daha düşük fiyattan satmaktadırlar. Bu köyde kente göç sürüyor.

Kooperatifin Kuruluşu ve Gelişimi

Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, 1972 yılında kuruldu. 1971’de İzmir Tarımsal Amaçlı
Köy Kalkınma Kooperatifleri Birliği kurulmuş idi. Bu dönem 1968 gençlik olaylarını takip eden yıllardır. Ülkede ve özellikle Ege’de köylere kadar etkili olan sömürü karşıtı, eşitlikçi bir iklim yaygındır. Türkiye kooperatifçiliğinde etkili önderlerden olan ve Bademler Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin kurucularından Mahmut Türkmenoğlu’nun köyü olan Bademler, Gödence’ye yakındır. O dönemlerde Ege Üniversitesi’nde de çalışmakta olan ve halen kooperatif başkanlığını yürütmekte olan Özcan Kokulu ve kardeşi Galip Kokulu, Türkmenoğlu ile yakın işbirliği içinde idiler. Özcan Kokulu köyde kendisi de daha sonra ölçeğini genişlettiği alanlarda çiftçilik yapmaktadır.
Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin kuruluş yıllarında Dünya’da ve Türkiye’de ekolojik duyarlılık yetersizdir ve endüstriyel tarım alternatifsizdir. Buna karşılık köyde zeytincilikte hiçbir tarım ilacı kullanılmamaktadır. Zeytin sineği köyün yükseltisi nedeniyle kışın neslini koruyamamakta ve köyde zarar verememektedir. Bu durum zeytin üretiminde köye halen de süren bir üstünlük sağlamaktadır. Zeytin üretiminde organik yetiştiriciliğe geçiş bu nedenle daha kolay olmuştur. Son yıllarda küresel iklim değişikliği nedeniyle kış ayları daha sıcak geçmekte ve bu avantajın ortadan kalkma tehlikesi bulunmaktadır. Bağcılıkta ise tarım ilacı kullanımı vardır.

Köye elektriğin 1974 yılında getirilmesi ile birlikte zeytinyağı fabrikası Tarım Bakanlığı’nın sağladığı kredilerin de katkısıyla ve imece kültürünün uygulanması ile kuruldu, üretime başladı.
Kooperatif için ilk hedef ortakların zeytinlerini iyi koşullarda ve aldatılmadan sıkmak, kaliteyi yükseltmek, böylelikle geliri arttırmaktı. Örneğin bugün Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ortaklarından %10 hak yağı almaktadır. Üretici yağını sıktırır, çıkan yağın %10’unu kooperatif alır, gerisini köylüye verir. Ortak olmayanlardan kooperatif %12 almaktadır. Özel yağ fabrikaları ise %15 hak yağı almaktadır.29 Prina da fabrikada kalmaktadır. 2018’de geçilen iki faz sisteminde prina ve karasu ayrılmadan özel fabrikalara satılmaktadır. Özel sektör yağ fabrikalarında sorun, hak yağı meselesinin de ötesine geçebiliyor. Bazı fabrikalarda tartım işleri düzenli olmamakta, kasaların daraları ile oynanmakta, çıkan yağı köylü izleyemediğinden fabrikanın kendisine ayırdığı kısım çok daha yüksek olabilmektedir. Bu konuda Özcan Kokulu başından geçen bir olayı
şöyle anlatmaktadır: 

“Urla’nın köyünden bir çiftçi, 15 yıl önce kooperatif fabrikamıza geldi. İşletme şefinden randevu almış. ‘Yeterli kap getir’ diyorlar. İşletme şefi zeytini görünce az kap getirdiği için adamı azarlamış. Köylüye, ‘sen bu adamı yağ sıkılınca seveceksin’ dedim. Getirdiği kaplar yetmedi. Üçte biri oranında içerde zeytin var. Köylü, ‘ne tokat yemişiz bugüne kadar’ dedi. O adam sonra bütün köyü bize çevirdi. Bizim alım politikamız o fabrikaları da yola getirdi. Daha düzgün çalışmaya başladılar.”

Köylü kendi zeytinyağını tüketmekte, bir kısmını pazarlarda, ihtiyacı olduğu kadar da toptan tüccara satmaktadır. Ancak kooperatif yağ fabrikasının kurulması ile eline daha çok ve kaliteli yağ geçmekte ve artan kalite nedeniyle fiyat da yükselmektedir. Tarım ilaçları zeytinde kullanılmadığından masrafları da göreli olarak düşük olmaktadır. Bu yıllarda köyde hayvancılık daha yaygın olduğundan kimyasal gübre kullanımı daha düşüktür. Ancak bağcılıkta tarım ilaçları kullanımı giderek artmaktadır.

1980 darbesi kooperatiflere oldukça zarar vermiş, destekler kesilmiş, Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin de bağlı olduğu, bir ara Bağcılar Bankası’na da sahip olup daha sonra elinden çıkan Köy-Koop Merkez Birliği kapatılmıştır. Gerek Köy-Koop Merkez Birliği gerekse Köy-Koop İzmir Birliği, 1980’lere doğru birçok tesis ve imkâna sahip bir duruma gelmişken, 12 Eylül 1980 askeri darbesisi bir kırılma noktası oluşturmuştur. 1980’lerden sonra Köy-Koop İzmir Birliği çok kötü yöneltilmiştir. Bu konu ayrı olarak incelenmeye değerdir.31 Gerek Köy-Koop Merkez Birliği’nin yok edilmesi gerekse o dönemdeki Köy-Koop İzmir Birliği’nin kötü yönetimi ve elindeki tesisleri birer birer kaybetmesi, Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’ni de -diğer kooperatifler gibi- mücadelesinde yalnız bırakmıştır. Özcan Kokulu da bu dönemde çalıştığı Ege Üniversitesi’nde bir süre
baskı ve zorluklarla karşılaşmıştır. İzmir Köy-Koop Birliği’nin erimesi yaklaşık 20 yıl sürmüştür.
Sürüp giden bu sorunlar nedeniyle 16-17 Kasım 1998’de Ege Üniversitesi Tarımsal Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde iki gün süren bir atölye çalışması planladık ve bu etkinliğe İzmir’de örgütlü, başarılı ve etkin olan 14 tarımsal kalkınma kooperatifinden 17 önder kişi katıldı. Etkinlik sonunda kooperatifçiler İzmir Köy-Koop’un kaderine sahip çıkma kararı aldılar ve bir süre sonra bunu gerçekleştirdiler. Ancak genel kurul sonrası yönetimlerine geçen kuruluş, borcundan başka bir şeyi kalmayan içi boş bir kabuktan başka bir şey değildi.

Zeytinyağının Pazarlanması, Tüccara Satış Bitiyor

Kooperatif yağ fabrikasının kurulduğu 1972’den 1993’e kadar kooperatifin elde ettiği hak yağları ve çiftçilerin kooperatife sattığı yağlar dökme olarak tüccara satılmıştır. 1992 yılında Özcan Kokulu başkan seçilmiş ve kendisinin planlı dönem dediği uzun yılları kapsayan bir plan yapılmıştır. Kalitenin arttırılması ve markalaşma ile bu dönemde dökme yağ satışından ambalajlı ürünlerle, daha yüksek gelir elde etmeye yönelik bir yol izlenmiştir. 1993’te zeytinyağında “Gödence” markası çıkarıldı ve 18 lt.’lik tenekede ürün satılmaya başladı. Bu yıl ürünün %1’i markalı olarak satılmıştır.32 1994’te hasat, taşıma, işleme ve depolamada önemli ilerlemeler sağlandı ve özellikle 1995’te büyük ölçüde hayata geçirildi. Daha önce zeytinler çuvallarla taşınıp fabrikaya getirilirken, artık delikli plastik kasalar içinde fabrikaya getirilmeye başlandı. Yığın halinde bulunmaması nedeniyle zeytinlerde fermantasyon ve kızışma önlenerek kalitede hızlı artışlar sağlandı. Yine bu yıla kadar zeytinyağı saç depolarda saklanırken krom-nikel depolara geçilmeye başlandı. 1995’te 3 tonluk yeni depodan her yıl genişleyerek depolama kapasitesi 2005’te 100 tona yükselmiştir. Bu uygulama da kalitenin artışına yol açtı. 1996’da zeytinyağında organik projesine başlandı. Markalı satış oranı %10 oldu. 2000 yılında markalı satış oranı %15’e çıktı. Bunun bir kısmı doğrudan tüketiciye, ağırlıklı olarak ise küçük esnafa satıldı. 2002’de Almanya’ya markalı olarak ihracat yapıldı. İthalatçı da bir kooperatif kuruluşu idi. Miktar olarak üretimin %1’inden az idi. Avrupa Birliği’nde zeytinyağı üreticisine yapılan desteklerin yüksekliği nedeniyle ihraç fiyatı çok düşük idi. Ayrıca ödenen gümrük vergileri de yüksek idi. Bu nedenlerle ihracat çok kârlı olmadı ve sürdürülemedi. 2008 yılında markalı satış oranı %30’a çıktı. Bunun yarısı küçük esnafa, yarısı doğrudan tüketiciye oldu. Zeytinyağı dışında altı adet markalı ürün çıkarıldı. Bunlar bal, pekmez, salamura zeytin, kurutulmuş meyveler oldu. 2013 yılında kaliteye göre sırayla ikinci, üçüncü ve dördüncü zeytinyağı markası çıkarıldı. Bu yıl markalı satış oranı %65, dökme satış oranı %35 oldu. Köyün Türkiye’de tanınması ile köye ziyarete gelenler arttı. Bu, kooperatife ürünlerinin önemli bir kısmının doğrudan köydeki satış yerinden satışı imkânını kazandırdı. Bu yıl aynı zamanda özellikle İstanbul’da yeni kurulmuş olan tüketim kooperatiflerine de satışlar arttı. Markalı satışların dağılımı bu yıl şu şekilde oldu: • Doğrudan tüketiciye köyde kooperatif satış yerinden: %40 (markalı satışın %62’si) • Küçük esnafa: %15 (markalı satışın: %23’ü) • Kamu ve tüketim kooperatiflerine: %10 (markalı satışın: %15’i)

2021’de ise yapılan markalar şöyle oldu: Zeytinyağında, zeytin çeşidi ve kaliteye göre dört,
salamura zeytinde dört, zeytinyağı sabununda dört, balda dört, reçelde altı, bademde üç, kurutulmuş sebze ve meyvede iki, damla sakızında bir, sirkede dört ve tıbbi bitkilerde bir. Bu yıl daha önce rafinaja giden, zeytinyağı üretimin %1-2’si sabunluk oldu.


2021’de markalı ürün satış oranları:
• Doğrudan nihai tüketiciye: %48
• Tüketim kooperatiflerine: %28
• Belediyelere: %12
• Küçük esnafa: %4
• Kooperatifin marketinden: %8


Kooperatif, 2021’de küçük esnafa satılan %4’lük kısım dışarıda tutulursa üretiminin tamamını ya doğrudan veya kooperatif ve belediyeler kanalıyla tüketiciye ulaştırmış bulunuyor. Çeşitli yollarla kooperatifle haberleşen tüketicilere, kooperatife bağlı bir personel, İzmir’de konutlarına veya işyerlerine ürünü teslim edebilmektedir. Kooperatif şu ana kadar hiçbir zincir markete ürün satmadı. Bunun nedeni, alım koşullarının kötü olmasıdır. Özellikle alınan ürünün parası çok uzun bir dönem sonra ödenmektedir. Hızlı enflasyon koşullarında bu çok zararlıdır. Markalı ürünlerin başladığı yıllarda Özcan Kokulu, duayen bir ziraat uzmanının ısrarı ile bir zincir marketin yöneticisi ile görüşmeye gittiğini kapıda uzun süre bekletilerek kötü muamele görmesi üzerine bir daha bu kapıyı açılmamak üzere kapattığını belirtmiştir. Bu olayı hatırlıyorum.
Gelişme çizgisi içinde ürünün satışında; doğrudan tüketiciye, tüketim kooperatiflerine, gıda gruplarına yönelerek kooperatifin hedefine büyük ölçüde ulaştığını söyleyebiliriz. Kaliteli zeytinyağlarının zincir marketlerde ve butik mağazalarda çok yüksek fiyatlara satıldığı dikkate alınırsa bu gelişme tüketicilerin de çıkarına hizmet etmektedir. Aşağıdaki çizelge bu gelişmeyi göstermektedir. 

Kooperatif, köyün %95 zeytinini işliyor. Köyün %95’i kooperatif ortağıdır. Köyde iki özel yağ fabrikası bulunuyor. Birinin sahibi de kooperatife ortaktır. Köylüler az miktarda bu iki fabrikaya ürün götürebiliyor. Sahipleri ile ilişkilerini iyi tutmak isteyenler veya akrabaları olanlar ürünlerinin bir kısmını bu özel fabrikalarda işleyebiliyorlar. Kooperatife kuvvetli bağlı olanlar özel fabrikalara hiç ürün vermiyorlar.34 Üreticiler kooperatife ürün getirmeden önce randevu alıyorlar, böylelikle ürünün beklemesi ve kalite kaybının önüne geçiliyor. Üretici ürünü gözenekli plastik kasalarla toplayarak ürünü taşıyor. Bu eski çuvallarla taşımaya göre kaliteyi arttırıyor. İşlenen ürünün %75’i ortaklardan gelmektedir. Gödence köyü, gelen ürünün %50’sini sağlamaktadır. Gödence ve yakınındaki Efemçukuru, Payamlı, Kavacık, Çamtepe, Gölcük köyleri Kızıldağlar yöresi oluşturmaktadırlar. Bu köylerde ekolojik zeytin üretiminin daha kolay yapılabildiği üstün kalite özelliklerine sahip zeytinyağları üretilir. Gödence’nin de içinde bulunduğu bu yöre, kooperatife gelen ürünün %75’ini sağlamaktadır. Kooperatife çoğunlukla diğer yörelerden gelen natürel ve  konvansiyonel ürünler ise %25 dolayında bir pay tutmaktadır. Bu şekilde Kızıldağlar’ın organik ve kalite özelliği olan zeytinyağları ile diğerleri karıştırılmadan ayrı ayrı üretilip sertifikalara uygun şekilde pazarlanmaktadır.

Kooperatif Genişlemesi, Ürün Satın Alma Durumu

Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi 2015-2016 yıllarında havza kooperatifi olmaya karar verdi. Seferihisar ilçesi köyleri olan Çamtepe, Beyler, Çamlı, Gölcük ve Seferihisar ilçe merkezinden yeni ortaklar alındı. Urla’dan da ortak alınmak istendi, ancak farklı bir ilçe olması bakımından ana sözleşmedeki gerekli değişiklikler gibi bürokratik sorunlar nedeniyle bundan vazgeçildi. 2021 yılında kooperatifin ortak sayısı 180’dir. Bunun %80’i olan 144’ü Gödence’den, 36’sı diğer yerlerdendir. Kooperatif, Urla’dan, örneğin Yağcılar Köyü’nden de ortak dışı çiftçilerin ürününü işliyor veya ürününü alıyor. Zeytinyağı fabrikası da olan Bademler Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ile tek bir kooperatif olmak amacıyla yapılan 1995’teki bir girişim başarılı olamadı.

Zeytinyağında Depolama, Yan Ürünler, Ortak ve Ortak Dışı Çiftçilerle İlişkiler

Üç yıl önceye kadar üç faz denilen sistemde (2018) prina ve karasu ayrılırdı. Prina, prina yağı
fabrikalarına satılırdı. Prina yaklaşık fabrika işçilik ücretlerinin %80’ini karşılayabiliyordu. Karasu ise kooperatifte özel havuzlarda tutularak suyunun buharlaştırılması sağlanırdı. İki faz denilen yeni sistemin nedeni, birçok fabrikanın karasuyu araziye, derelere veya denize bırakarak ciddi bir çevre sorunu yaratmasıdır. Çevre sorunlarına karşı geliştirilmiş olan yeni sistemde karasu ve prina ayrılmadan, bu konuda özel olarak çalışan fabrikalara satılmaktadır. Yeni sistemde zeytinyağı fabrikalarının prinadan elde ettikleri gelir azalmıştır.

Kooperatifin zeytinyağı fabrikasında makineler, kendilerini temizleyebilme sistemine sahiptir, organik ve konvansiyonel ürünler ayrı ayrı işlenmekte, sertifikaya uygun şekilde satılabilmektedir. Kooperatif, sıcaklığı 15 derecede tutabilen krom-nikel depolara sahiptir. Depolar kapalıdır ve filtrasyon (posadan ayırma, süzme) yapılabiliyor. Depolamanın kaliteli zeytinyağı elde etmede önemli bir rolü bulunmaktadır. Ortaklar depolama bedeli ödemeden sahip oldukları yağları burada saklayabiliyorlar. Zeytinyağı geri verilirken, %2 posa payı düşürülüyor. Ortak isterse posayı alabiliyor. Posa, istenirse prinaya katılabilir. Ortak olmayanlar depodan yararlanmak istiyorlarsa malı kooperatifçe satılmak üzere %2 posaya ek olarak %2 depolama payı alınıyor. Çiftçiler ürünlerini ambalajlayarak kendileri satmak istiyorlarsa ambalajı getiriyorlar. Doldurma için litrede 1 TL doldurma bedeli alınıyor. Gödence köyü zeytinyağının kalite şöhreti bulunuyor. Pazarda daha iyi fiyatla satılabiliyor. Köyde eskiden zeytinyağları 1 veya 2 asit iken şu anda asitlik çok düşük düzeylerdedir. Kooperatif risturn36 dağıtmıyor, ortaklarına kredi de sağlamıyor. Ancak kredi yerine geçen uygulamalar var. Para ihtiyacında olan üreticiye ihtiyaç duyduğu para veriliyor. Bir haftalık bir süre içinde çiftçi karşılığı olan yağı getiriyor. Kooperatif, kendisi nakit sıkıntısı içinde olsa da bu istekleri yerine getirmeye çalışıyor. Aksi takdirde çiftçi ürününü piyasada düşük fiyattan satmak veya bankalardan yüksek faizle kredi almak zorunda kalabilecektir. Kooperatif ürün üzerinden bir fark kazanmaktadır. Örneğin çiftçi 5000 TL’ye ihtiyaç duyuyor. Ürün için verilen fiyat, piyasadan daha yüksek olmaktadır. 2021 Nisan ayı itibariyle borsada natürel 1. zeytinyağı 22 TL iken, kooperatifin fiyatı 29,5 TL’dir. Kooperatif ortağına %34 daha yüksek bir fiyat sağlamaktadır. Bu durum uzun yılların mücadelesi ile sağlanmıştır. Kooperatif kendi işlemediği zeytinyağını satın almıyor. Bunun çok az istisnası var. Kalitesinin iyi olduğunu bildiği yerlerden ürün alınabiliyor. Bugüne kadar böyle bir durumun üç defa olduğunu bildirmektedir. Ortak dışı fiyat ise 27,5 TL oluyor.

Bağcılıkta Durum

Köyde bağcılık, zeytine göre epey geriden gelse de önemli bir üretim dalıdır. Gelir açısından zeytinyağını armut vb. gibi meyve üretimleri takip eder. Her hane kendi ihtiyacı kadar da olsa bir miktar bağcılık yapmaktadır. Ticari olarak bağcılık yapan hane oranı %50 dolayındadır. Kooperatif, pekmez üretip satarak bir ölçüde bu alana da katkı veriyor. Üzüm üretiminin önemli bir kısmı sofralıktır. Şaraplık üzüm de oldukça kalitelidir. Şaraplık üzüm satan hane sayısı 8-10 dolayındadır. Şaraplık üzüm üretimi artma eğilimindedir. İki tanınmış şirket, bölgede şarap fabrikası kurma hazırlığı içindedir. Çiftçiler yakın pazarlarda hatta İzmir kenti içinde pazarlara katılarak sofralık üzümlerini pazarlamaya çalışıyorlar. Bazıları Urla’da manavlara üzüm satıyor.
Hale mal satan görülmemektedir. Sofralık üzüm çoğunlukla tüccarlara verilmektedir. Tüccar ise üretimin önemli bir kısmını İstanbul pazarına götürür. Üzüm üretiminde endüstriyel tarım ağır basıyor. Üzüm üreticilerinin %20’si iyi tarım sertifikası ile üretim yapmaktadır. Üreticilerin üzümü ekolojik olarak üretme konusunda bilgileri ve motivasyonları yetersizdir, bunun başarılamayacağını düşünüyorlar. Dolayısıyla çiftçiler tarım ilaçları ve kimyasal gübre sanayilerine bağımlıdır. Bağcılıkta ekolojik dönüşümün zeytin kadar kolay olmayacağı muhakkak. Kooperatif bu alanda bir girişimde bulunamadı. Sofralık üzümün daha kaliteli bir şekilde pazarlanması için tasnif, ambalajlama tesislerinin yapılmasına ihtiyaç vardır. Bu yatırım için oldukça büyük bir paraya gerek olması, kooperatifin sermaye yetersizliği ve zeytincilik alanının önemi açısından tercih edilmesi, bu girişimin bu güne kadar yapılamamasına neden oldu. Sofralık üzüm üretiminin güçlü olduğu ve bir zamanlar kooperatifi aracılığıyla ihracatı başarmış olan Efemçukuru Kooperatifi ile Kavacık, Çamtepe ve Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifleri’nin birleşerek tek bir kooperatif haline gelmesi için 1995’te çalışmalar yapıldı. Ortak kooperatifin adı “Kızıldağlar ve Çevre Köyleri Tarımsal Kalkınma Kooperatifi” olacaktı. Bu köylerde üzüm üretimi çok önemlidir. Örneğin Çamtepe köyü üzüm üretimi Gödence’nin 3-4 katıdır. Üzümü değerlendirmek amacıyla Efemçukuru köyüne yakın bir tesis yapılması düşünülmüştü. Ancak bu birleşme diğer kooperatif yöneticilerinin vazgeçmesi ile gerçekleştirilemedi.38 Bugün de benzer bir girişimin aynı köylerle yapılması yararlıdır. Kooperatifler arası işbirliği 150 yıllık kooperatifçilik hareketinin belirlediği en önemli ilkeler arasındadır. Zor olsa da bağcılıkta ekolojik dönüşüm alanında yapılabilecekler var ve bu üreticileri güçlendirebilir. Örneğin Şiraz üzüm çeşidinin küllemeye dayanıklı olduğu ve kaliteli şarap yaparak gelir elde edilebileceği Özcan Kokulu tarafından ileri sürülüyor. Pekmez, üzüm kurutma konusunda kooperatifin planları var. Ancak yatırımın büyüklüğü şimdilik kooperatifi bundan uzak tutuyor.39 Ekolojik üzüm üretimi konusunda şimdiden bazı adımlar atılarak başlangıçta düşük düzeyde olacak olan üretimin tüketim kooperatifleri, gıda grupları aracılığı ile tüketiciye ulaştırılması düşünülebilir. Sofralık üzümde bir program içinde tam ekolojik tarıma geçiş planlanabilir. Şu anda üzümde iyi tarımda kontrollerin sıkılaştırıldığı belirtiliyor. Bu çiftçiler ekolojik tarıma zaman içinde geçebilirler. Gıda grupları ve tüketim kooperatifleri bu ürünleri bir geçiş dönemi içinde talep edebilirler. Sofralık üzüm üretiminde diğer bölgelerde aşırı ilaç kullanımı olduğu biliniyor. Son yıllarda bağcılığı zora sokan gelişme, domuzların yaşam alanlarının daralması, doğal düşmanları olan yırtıcı hayvanların, kuşların azalması vb. ekolojik sorunlar nedeniyle sayılarının artması ve bağlara dadanmalarıdır. Bazı çiftçiler için bağcılık çok zor hale gelmiştir. Ürün zamanı her gece bağda beklemek gerekmektedir. Elektrikli çit yapmak bu soruna çözüm olabilmektedir.

Gençlerin ve Kadınların Kooperatife Katılımları

Gençlerin kooperatif ile yakın ilişkiler kurmaları çok önemlidir. Gençlerin kooperatiflerde daha etken olmaları için 20 yıl önce Ege Üniversitesi Tarımsal Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde İzmir’deki kooperatiflerden gençlere çalıştay düzenledik. Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ’nden de gençler katılmıştı. Ancak geçen zaman içinde bunlar ya köyden taşındılar ya da köyde kalmakla beraber belediyelerde veya altın madeninde iş bularak tarımla ilişkilerini büyük ölçüde terk ettiler. Kooperatif yönetimi bu koşullara rağmen gençlerle ilişkilerini iyileştirmek için bazı çabalarda bulunmuştur. Örneğin başkanın yönetim kurulu ile karara bağlanan 17 yaşında bir danışmanı vardır. Kooperatif yönetimi gençlerle köyde beraber çevre temizliği yapmaktadır. Yönetim kurulunda dört beş genç seçilerek görev yapmışlar, fakat zamanla Konak ve Büyükşehir belediyelerinde iş bularak kooperatif çevresinden ve tarımdan uzaklaşmışlardır. Gençlerin yönetime girmesi ve kooperatifle ilgilenmesi konusunda çabalar devam etmelidir. Gençlerin birkaç temsilcisinin yönetim kurulu toplantılarına çağrılması, iş içinde eğitim verilmesi denenebilir. Kooperatif ilkelerinden en önemlisi eğitimdir. Bu sürekli olmak zorundadır. Kooperatifin gençlerin özel ihtiyaçlarına dönük olarak bazı girişimler yapması, tarımla ilgili olmasa da sorunlarının çözümünde kooperatif yöntemi kullanması düşünülebilir. Bu gençlerle görüşerek saptanacak bir durumdur. Bir örnek olması amacıyla örneğin gençler için bilgisayar, internet imkânlarının da olduğu bir kulüp düşünülebilir ve gençler bunun yönetimini üstlenebilirler. Halihazırda kooperatif bu konuda bir adım atmıştır ve kahvede masraflarını kooperatifin üstlendiği bir wifi hizmeti bulunmaktadır. Yönetimin yeni kuşaklara sağlıklı bir şekilde aktarılabilmesi için çok ciddi çabalar gösterilmelidir. Bu başarılamadığı takdirde kooperatifin geleceği tehdit altında kalmaya devam edecektir. Bu amaçla ilk adım olarak yönetim kurulunda genç ve kadın kotası konulabilir. Ancak asıl çare çocukluktan başlayarak gençlerin kooperatif model yardımıyla sorunlarına çözüm bulabilmelerinin sağlanması ve bu konuda onların inisiyatiflerini kullanabilecekleri ve kendileri tarafından yönetilecek girişimler oluşturulmasıdır. Kooperatif bünyesinde kurulacak bir gençlik birimi düşünülebilir. Kadınların kooperatife katılımları da istenilen düzeyde değildir. Örneğin yönetim kuruluna bugüne kadar tek bir kadın seçilmemiştir. Köy genel olarak çok tutucu bir yapıya sahip olmamakla birlikte ataerkil kültür güçlüdür. Kooperatif yönetimi buna rağmen bazı çabalarda bulunmaktadır. Kooperatifin danışmanları arasında kadınlar da vardır. Kooperatifin oluşturmuş olduğu işyeri komitesi başkanı kadındır. İşyeri komitesinin yönetim kurulu toplantısına katılma hakkı vardır. Kooperatifin reçel, tarhana ve sabun vb. ürünlerin üretimini kadınlar yapmaktadır. Ekibin yöneticisi de kadındır. İş organizasyonlarını kendileri yapmaktadırlar. Fabrikada çalışan bir kadın gelecek yerel seçimlerde muhtarlığa aday olmak istemektedir ve kooperatifin desteğini talep etmektedir. Başlangıç olarak bir kadın üyenin önerilerek yönetime girmesi düşünülebilir. La Via Campesina gibi örgütlerde bir eğitime katılacak kişilerde dahi bu tür kotalar zorunlu olarak uygulanmaktadır.

Gençlerin katılımında olduğu gibi, kadınların güçlendirilmesi konusunda da temel sorun eğitim çalışmalarının sürekli olarak uygulanmasıdır. Tarım konularında kadınların bilgi düzeyini arttıracak ve sorun çözme kapasitelerini yükseltecek çalışmalar çok yararlı olabilecektir. Tarım konularında da bilgi sahibi olan ve sorunların çözümünde rol alan kadınların statülerinin yükseldiği görülmektedir.40 Kadınların yaşamlarını kolaylaştıracak bazı alanlarda kooperatif girişimler yapılabilir. Bir örnek olarak kadınların kendi ev ihtiyaçları için veya ürünlerini satmak amacıyla kullanabilecekleri özel gıda atölyesi düşünülebilir. Harcayabileceği geliri olan kadınların statüsünün yükseleceği beklenir. Bu girişimlerin kadınlar tarafından yönetilmesi ve kooperatif modelin kullanılması en etkili bir eğitim şekli olacaktır. Bu amaçla kooperatifin sürekli çalışacak, öneriler getirecek, yatırımlar planlayacak bir kadın birimi kurması düşünülebilir.

Kooperatif Kültürünün Köyde Derinleşmesi ve Halk Sağlığı

Kooperatifin girdi şirketleri ile gıda ve pazarlama şirketlerine bağımlılığının kırılması kadar, çiftçilerin de benzer bağımlılıkları kırmaları oldukça önemlidir. Köyde bulunan kooperatif satış yeri, köye gelen ziyaretçilerin kooperatif ürünlerini satın almaları açısından etkili olmaktadır. Ancak satış yerinde çöp gıda dediğimiz çerezlerin oldukça geniş bir yer tuttuğu görülmektedir. Bu sadece çocukların sağlığını olumsuz etkilememekte, aynı zamanda köyden para kaçışına yol açarak köy refahını düşürmektedir. Kooperatifin sadece tarımsal üretim ile ilgilenip, tüketim alanını boş bırakması sakıncalıdır. Gıda eğitimleri yapabilir. Alternatif sağlıklı çerezler üretme konusunda başka kooperatiflerle, kadınlarla ortaklaşa çalışması önerilebilir. Şüphesiz bu konuda belediyelerin de önderlik etmesi yararlı olacaktır. Çocuklara kooperatif modelinin tanıtılmasında, onların ihtiyaçlarına yönelik ve yönetiminde kendilerinin de bulunacağı alternatifler geliştirilebilir. Köyde taşımalı eğitim yapılmaktadır. Köyde tekrar okul açılmasında kooperatif destek vermelidir. Gençlerin ortaklaşa yararlanacağı, internet imkânlarının olacağı, kitaplığı olan, hatta çocukların ihtiyaçlarının sağlanabileceği ve kooperatif olarak çalışacak bir çocuk kulübü kurulması düşünülebilir. Bu, çocuklarda kooperatif kültürünü yaygınlaştıracaktır.

Sonuç

Küreselleşme bütün dünyada kooperatiflerde gerilemeler yarattı. Tarımsal kooperatiflerin gerek girdi sanayilerine gerekse de gıda sanayilerine ve tarım ürünlerinin toptan ve perakende pazarlamasında etkili şirket ve zincir marketlere bağımlılıklarını kıramamış olmaları bu gerilemede temel nedenlerdir. Tarımsal kooperatiflerin çoğunluğu dünyada ve ülkemizde endüstriyel tarımı sorgulamamışlar ve doğrudan tüketiciye yönelik olarak ürünlerini pazarlayan kanalları arama konusunda da başarılı olamamışlardır.
Küreselleşme sürecini yöneten uluslararası kuruluşlar, kooperatifleri şirketler hâkimiyetinde bir gıda sistemine katabilmek için kooperatif ilkelerine ters yapılanmaları teşvik ettiler. Gelişmiş batılı ülkelerde bazı kooperatifler uluslararası çapta bankalar veya tohum şirketleri gibi güya başarılar elde etmiş olsalar da bu durum; eşitlik, ezilen sınıflardan yana olmak gibi kooperatiflerin tarihinde büyük yer tutan ilkelerden sapma anlamına gelmektedir.

Bütün bu gerilemelere karşı dünyada ve ülkemizde kooperatif ilkelere sadık kalan, ekolojik
tarımı öngören, ürünleri doğrudan tüketiciye ulaştırmaya çalışan, dayanışma ekonomisini uygulamaya çalışan kooperatif girişimleri de bulunmaktadır. Örneğin Hollanda’da NWF, Fransa’da BioCoop gibi örnekler görülmektedir. Katalonya/İspanya’da Cooperativa Integral Catalana (CIC) adındaki kooperatifler kapitalizm sonrası bir yapı oluşturmaya çalışmaktadırlar ve kapitalist sistemi bir bütün olarak karşısına alan bir bakışa sahiptirler. Bu kooperatifler bütün bir toplum ile dayanışma ilkesine sıkı sıkı bağlı olmaktadır.
Ülkemizde batılı ülkelerden farklı olarak, 12 Eylül darbesi, küreselleşme etkilerine ek olarak
kooperatif hareketine büyük bir darbe indirmiştir. Köy-Koop Merkez Birliği kapatılmış ve ancak yıllar sonra açılabilmiştir. İktidara gelen yönetimler, büyük ölçüde kooperatifleri desteklemeyen bir tarım ve kooperatifçilik politikası yürütmüşlerdir. Küreselleşme ideolojisi de kooperatifler üzerinde yıkıcı etki yaratmıştır. 1980 sonrası İzmir Köy-Koop Birliği’nde de şirketleşmeyi öne alan bir anlayış, bu birliğin bütün varlığının yok olması ile sonuçlanmış ve birlik çalışmalarına yıllar sonra sıfırdan başlamak zorunda kalmıştır. Bu dönemde kooperatifçiler arasındaki ilişkiler kopmuş, gençlerin harekete katılımları çok kısıtlı kalmıştır. Gerek Türkiye çapında gerekse başarılı örneklerin daha yoğun görüldüğü İzmir kooperatifçilik hareketinde hareket duraklamış ve kooperatifçilik konusunda toplumsal hafıza kaybı yaşanmıştır. Yeni kuşaklara deneyim ve beceriler aktarılamamıştır.
Örnek olay olarak ele aldığımız Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi de ülkedeki ve İzmir ilindeki bu olumsuz gelişmelerden etkilenmiştir. Bütün bunlara karşın kooperatif beş yıllık kalkınma planları diye adlandırdığı bir stratejiyi uygulamıştır. Bu strateji bir yağ fabrikası kurmak ve çiftçinin zeytinini dürüst ve özel sektör fabrikalarına göre daha iyi koşullarda sıkmayı hedeflemiştir. Uzunca bir süre elde ettiği ham yağı toptan olarak tüccara satmıştır. Daha sonra zeytin toplama, sıkma ve depolamada daha ileri teknikleri uygulayarak kaliteyi arttırmıştır.
Zeytinyağından başlayarak markalı, ambalajlı ürünlere geçilmiştir. Bu aşama ile birlikte önce kooperatif marketinden başlayarak doğrudan tüketiciye satışlar başlamıştır. Böylelikle tüccara ve borsada satılan zeytinyağı oranı düşmüştür. 2013 yılından başlayarak, İstanbul ve İzmir’de kurulan gıda grupları ve tüketim kooperatiflerine satışlar başlamıştır. Son olarak 2021 yılında, küçük esnafa satılan %4’lük bir zeytinyağı dışarıda tutulursa ürünün tamamı bir aracı kârı oluşturmadan tüketiciye ulaşmaktadır. Tüketiciler ürünleri piyasaya göre daha avantajlı fiyatlardan alabilmektedirler. 1996 yılından bu yana zeytinyağında sertifikalı organik üretim başarılı bir şekilde sürdürülmektedir. Bu gelişmeler sonucu köyden kente göç son on yıldır durmuştur.
Sertifika da aslında başka bir bağımlılık oluşturmaktadır. Ancak kooperatif ekolojik çevrelerin desteklediği katılımcı onay sistemine geçememektedir. Piyasaya satış seçeneğini elde tutmak istemektedir. Bal, tarhana gibi başka ürünler de aynı kanallardan tüketiciye ulaştırıldı ise de üzüm konusunda ne ekolojik dönüşüm ne de kooperatif yardımıyla pazarlama başarılamamıştır.
Kooperatif; köyün en önemli ürünü olan zeytinyağında ekolojik üretim sayesinde çiftçilerin
dışardan alınan girdilere bağımlılık gelişmesini engellemiş, ürünlerin tamamına yakınını ya
doğrudan tüketiciye ya da tüketim kooperatifleri ve gıda gruplarına pazarlamayı başarmıştır.
Kooperatifin zeytinyağında otonomi yolunda oldukça başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Ancak daha alınması gereken yollar bulunmaktadır.
Kooperatif satış yerinde çocuk ve gençlerin yoğun ilgi gösterdiği çöp gıda denilen aşırı tuzlu veya şekerli, trans yağlı sağlıksız çerezliklerin oldukça geniş bir yer tutması çiftçi ve kooperatifin göreli otonomi çabalarının bu alanda eksik kaldığını ortaya koymaktadır.
Köyde kooperatif ilkelerin derinleşmesi çabalarını sürdürmek, kooperatif düşüncesinin üzüm gibi yeni ürünlerde başarılması; gençlerin, çocukların ve kadınların ihtiyaçlarına da cevap veren yeni atılımlar yapmak zorunludur. Kadınların statüsünü yükseltecek ve kooperatifte etkinliklerini arttıracak girişimlere ihtiyaç vardır. Bu yeni atılımların hemen maddi kazanç üretmesi beklenmemelidir. Bu yeni girişimler sayesinde kooperatif düşüncesi, yeni kuşaklara da ulaşacak ve kooperatif yönetiminde gençleşme sağlanacaktır. Aksi takdirde kooperatif duraklama ve gerileme sürecine girebilir. İlk adım olarak yönetim kurulunda gençlere ve kadınlara kontenjan ayrılması sağlanabilir.
Köyde endüstriyel tarım yerine agroekolojik tarımı yerleştirerek, genişletecek, çocuklar da dâhil bütün halkın tüketim kültürüne eleştirel bakabilecek eğitimler ve girişimler yapılması ve bunun ısrarla sürekli hale gelmesi sağlanmalıdır. Kooperatifte bir kadın ve genç birimi kurarak bağımsız çalışmalar yapmalarını sağlamak yararlı olacaktır.
Tarımsal kooperatifler agroekolojik tarım sistemi uyguladıklarında üretim maliyetlerini düşürerek, kaliteyi yükselterek dayanıklı bir pozisyon kazanacaklardır. Ürünlerin pazarlanmasında ise marketler sistemi yerine dayanışma ekonomisini tercih edip tüketim toplulukları, gıda grupları ile anlaşarak doğrudan tüketiciye ulaşırlarsa daha başarılı olacaklardır.
Şüphesiz kooperatiflerin bu yöndeki mücadelesi, sistemi tek başlarına ve sadece aşağıdan yukarı bir mücadele yoluyla tümden değiştirme kapasitesine sahip değildir. Ancak başka bir dünyanın göreli olarak da olsa yaratılmasının mümkün olduğunun ortaya konulması, gösterilmesi ve sistemin getirdiği sorunlara çözümlerin araştırılması yolunda büyük katkılar sağlamaktadır. Başka bir dünyanın mümkün olduğunu görebilen kişilerin daha radikal olabilecekleri söylenebilir.

Yorum ekle

Your email address will not be published.