Türkiye de kooperatif öncüsü olarak Osmanlı Devleti döneminde Mithat Paşa, Cumhuriyet döneminde ise Atatürk görülmektedir. Kooperatifçiliğin gelişmesinde bu iki devlet adamının büyük katkıları olmuştur.

 MİTHAT PAŞA *21

Ülkemizde kooperatifçilik hareketi Osmanlı devleti döneminde Mithat Paşa’nın kurduğu Memleket Sandıkları ile başlamıştır. Bu nedenle Mithat Paşa, ülkemiz kooperatifçiliğinin öncüsü kabul edilmektedir. Yalnız derhal belirtilmelidir ki Mithat Paşa’nın kurduğu Memleket Sandıkları, bugünkü kooperatiflerden oldukça ayrı bir yapıya sahiptir. Hatta sandıklar o zaman Avrupa’da görülen kredi kooperatiflerinden de farklıdır. Bu bakımdan Mithat Paşa’nın Memleket Sandıkları, kooperatifçilik tarihinde özel bir yer işgal eder.

Mithat Paşa 1822’de İstanbul’da doğdu. Zamanın çeşitli derecelerindeki okullarını bitirdikten sonra, idare ve siyaset adamı yetiştirmek üzere Babıaliye çırak olmuş, orada muhtelif memuriyetlerde bulunmuş, bu arada biraz da Fransızca öğrenmiştir.

Mithat Paşa bazı incelemelerde bulunmak üzere 1858 yılında Avrupa’ya gönderilmiştir. Avrupa’dan döndükten sonra,1861’de vezirlik rütbesiyle Niş’e vali olarak atanmış, dört yıl devam eden bu valiliği çok başarılı geçmiştir. Kan davalarını önleme, yol, sulama, kanal hizmetleri ve kimsesiz çocuklar için ıslahhane açma gibi işlerde göstermiş olduğu önlemler kısa sürede kentin çehresini değiştirmiş ve az zamanda onun ününü bütün ülkeye yaymıştır. Niş valiliğindeki başarılı çalışmaları görülerek, Mithat Paşa Tuna vilayeti valiliğine getirilmiştir. Orada ilk iş olarak idari taksimatı düzenlemiştir. Tuna valiliği sırasında da kente yararlı birçok işler yapmıştır. Belediyeyi ıslah etme, Tuna gemi nakliyat şirketi, kara nakliyat şirketi, Memleket sandıkları kurma gibi çeşitli icraatları da bu valiliği dönemine rastlamaktadır.

Mithat Paşa 1868’de Devlet Şürası (bugünkü Danıştay) başkanlığına, sonra tekrar Tuna valiliğine, oradan da Bağdat valiliğine atanmıştır.1873 de Sadrazam(başbakan) olmuştur,az sonra sadrazamlıktan azledilmiş; fakat altı ay sonra Adalet Bakanlığına getirilmiş ve 1876’da ise tekrar Sadrazam olmuştur. Bu sadrazamlık döneminden  sonra Suriye de ve İzmir’de valiliklerde bulunmuş; daha sonra çeşitli nedenlerle Suıltan Abdülhamit tarafından Taif’ e sürülmüş ve Padişahın emri üzerine 1884 de orada zindanda boğdurularak öldürülmüştür.(22)

Memleket Sandıkları

Mithat Paşa Memleket Sandığı adını verdiği ilk tarım kredi örgütünü 1863 yılında o zaman valisi bulunduğu Niş vilayetinin, şimdiki Yugoslavya Rus hududunda bulunan, Pirot kasabasında kurmuştur.

İlk denemeden olumlu sonuçlar almış ve bu sandıkların ülkenin her tarafında kurulmasının ülke için çok yararlı olacağını düşünmüştür. Düşüncelerini uygulamak amacıyla bir nizamname hazırlayarak hükümete sunmuştur. ‘ Memleket Sandıkları Nizamnamesi ‘ adı verilen bu nizamname 1867 yılında hükümetçe kabul edilmiş ve böylece Memleket sandıklarının ülkenin her tarafında kurulmaları bütün valilere görev olarak verilmiştir. 

Memleket Sandıkları Nizamnamesi, 29 madde olup iki bölümden oluşmuştu. Birinci bölümde sermaye, yönetim, kredi verme ve kazancın bölüşümü; ikinci bölümde ise sandık tarafından izlenecek muhasebe usulü belirtilmiştir.

Mithat Paşa’nın bu nizamnamesi ile Türkiye’de tarım kredi kooperatifçiliğinin ilk temeli atılmış olmaktadır. Bu nizamnameye göre Mithat Paşa, bir nevi üretim kooperatifçiliğini kredi kooperatifçiliği ile birleştirmiştir. Şöyle ki; Memleket sandığına sermaye sağlamak için devlete ait boş arazi köylüler tarafından imece usulüyle ekilecektir. Köylü bilhassa tatil günlerinde bu tarlalarda topluca çalışacaktır. Toplu çalışma sonucunda elde edilen ürün ilçe merkezine götürülecek, orada hükümetin ve köy ihtiyar heyetinin gözetimi altında satılacak ve elde edilecek para, memleket sandıklarına sermaye olarak yatırılacaktır.

Bu suretle yapılan toplu çalışmalar başlangıçta çok iyi sonuç vermişse de, sonraları köyün nüfuslu ve güçlü kimselerinin, işleri köydeki güçsüz ve sessiz kimselere yüklemeleri dolayısıyla iyi işlememeye başlamıştır. Böylece bu husus, zamanla bir nevi angarya haline gelmiş ve çeşitli şikayetlere yol açmıştır. Sonuçta imece usulü kaldırılmış ve daha adil (hakça) bir biçimde sermaye toplamak amacıyla bir nevi vergi usulü kabul edilmiştir. Bu yeni usule göre Sandıklara sermaye sağlamak amacıyla, bir çift öküzü olandan on beş kilo buğday alınmaktadır.

Memleket Sandıklarının yönetimi, ilçe halkı tarafından seçilen ve ‘Sandık Eminleri’ adı verilen dört kişiden oluşan bir heyet tarafından yapılmakta idi. Eminler ücretsiz(karşılıksız) olarak çalışıyorlardı. Sadece, atamayla gelen katip ücret almaktaydı. Katibin maaşı bir defaya mahsus olmak üzere ve borç verilen paranın miktarına göre %0,25-1 giriş ücretiyle, verilen borçlardan alınan faizlerle karşılanmaktaydı.

Memleket Sandıkları köylere kadar gitmemiş yalnız ilçe merkezlerinde kurulmuştur. İlk kuruluş yıllarında sandık, ilçede yalnız pazarın kurulduğu günlerde açık bulundurulmuştur. Böylece haftada bir gün olan işlem günü, sonraları sermaye ve işlemlerin artmasıyla fazlalaştırılmıştır.

Memleket Sandıklarının köylülere borç vermeleri:

Bir sandığın borç verebilmesi için sermayesinin en az 200 altını bulması gerekiyordu. Sandıklar çiftçilere, şahsi(kişisel)kefaletle veya rehin esasına göre sadece kısa vadeli kredi vermekteydiler. İşlem, en az üç ay ve en çok bir yıl için yapılmaktaydı. Borç verilen paraya ayda %1 faiz yürütülüyordu. Bu şahsa verilecek borç en çok 20 altın olarak sınırlandırılmıştı.

Memleket Sandıklarının yıllık bilançoları kasım ayında düzenlenirdi. Düzenlenen bilançonun incelenmesi, kazancın tespit ve taksimi için bir komisyon kurulurdu. Bu komisyona, ilçe idare meclisi ve temyiz hukuk üyelerinden birer kişi, sandık eminleri ve mahallin ileri gelenlerinden birkaç kişi katılır ve mahallin en büyük mülkiye amiri de ona başkanlık ederdi. Faizlerden dolayı elde edilen paralardan sandığın masrafı çıktıktan sonra geriye kalan net karın 1/3 ü kredi alanlara risturn olarak dağıtılır, 2/3 ü ise okul, yol, çeşme ve köprü işlerine harcanırdı.

Memleket Sandıkları başlangıçta köylüler tarafından pek iyi karşılanmamışlardı. Fakat zamanla gelişmişler, özellikle sandık eminleri ve katipleri dürüst ve işten anlar kimselerden seçildikçe ve sermayede yeter miktarda bulundukça köylüye yararlı olmuşlar ve sandıkların kurulmasından önce yaygın olan tefeciliği kısmen olsun önlemişlerdir.

Ülkenin muhtelif yerlerinde kurulmuş olan memleket sandıkları, her tarafta özlenildiği gibi gelişmemiş ve iyi çalışan sandıkların sayısı giderek azalmaya başlamıştır. Bunun nedenleri arasında ‘Sandıkların esas görevlerinden uzaklaşmaları, nizamnameye uygun hareket etmemeleri, sermayenin düzenli ve sürekli bir biçimde toplanamaması, verilen borçların geri alınamaması ve ciddi bir denetimden yoksun olmaları bilhassa önemlidir’ (23)

Memleket Sandıklarının bu durumları karşısında, onları tekrar canlandırabilmek için 1883 yılında bazı önlemler alınmıştır. İlk önlem, sandıkların sermayelerinin çoğaltılmasıdır. O zamana karar sandıklara sermaye sağlamaya yarayan imece usulü veya sonraları uygulanan bir öküz başına 15 kg. buğday toplama usulünün hem güç, hem de eşitlikten uzak olduğu görülmüş ve sandıklara sürekli, hemde eşitliği sağlayacak bir gelir sağlama yolu aranmıştır. Bunun için de memleket sandıklarına sermaye olarak verilmek üzere ’aşar vergisi’ nin bir miktar çoğaltılmasına karar verilmiş ve 1883’den başlamak üzere aşar vergisi onda bir oranında arttırılmıştır. Bu suretle o zamana kadar %10 olan Aşar vergisi, %11 e çıkartılmıştır. Aşar a yapılan bu yüzde bir ilaveye ‘Menafi Hissesi’ denildiğinden buna dayanarak Memleket Sandıklarına da ‘Menafi Sandıkları’ adı verilmiştir(24). Bu sırada Sandıkların yönetiminde de bazı değişiklikler yapılmış ve sermayelerin toplanmasındaki değişiklikten dolayı Menafi Sandıkları adını alan bu örgüt doğrudan doğruya hükümetin denetimi altına geçmiştir. Fakat o zaman ülkenin her tarafına dağılmış bulunan sandıkların kontrolü, hükümet tarafından kolaylıkla sağlanamamış ve çeşitli nedenlerle aksaklıklar artmış ve yarım önlemlerle Sandıkların iyileştirilmeleri mümkün olmamıştır.

Melafi Sandıklarının tekrar normal bir biçimde faaliyete geçirilmemeleri ve tarım kesiminde kredi ihtiyacının sürekli olarak artması, bu konuda yeni bir kredi örgütünün kurulmasını gerektirmiştir. Böylece 1888 yılında Sandıklar tamamen kaldırılarak yerine bu günkü Ziraat Bankası kurulmuştur. O esnada Menafi Sandıkları sayılarının 250 kadar olduğu kabul edilmektedir. Kaldırılan Menafi Sandıklarından Ziraat Bankasına geçen sermaye miktarı ise 2 milyon altın liradan fazladır(25).

Şimdi biraz da, Mithat Paşa’nın kurmuş ve geliştirmiş olduğu Memleket Sandıkları ile Raiffeisen’in Almanya’da kurmuş olduğu tarım kredi kooperatifleri arasında herhangi bir ilişkinin bulunup bulunmadığı üzerinde duralım. Mithat Paşa 1858 yılında Avrupa’ya gitmiş ve orada altı ay süren bir gezi yapmıştır. Fakat bununla, oradaki tarım kredi kooperatiflerini taklit ederek aynen yurda soktuğu söylenemez. Zira Mithat Paşa, ilk Memleket Sandığını 1863’de kurduğu halde, Raiffeisen tarım kredi kooperatifleri ilkelerini ilk kez 1864 yılında belirtmiştir. Buna rağmen Mithat Paşa’nın Avrupa’da ki kooperatif hareketlerinden hiç esinlenmediği de düşünülemez. Zira Mithat Paşa bu gezisinde Almanya, Fransa ve İngiltere gibi, o zaman kooperatifçiliğin merkezleri olan ülkeleri ziyaret etmiştir. Ancak ne şekilde ve nereden esinlenmiş olursa olsun, Mithat Paşa hiçbir zaman Avrupa’da ki kooperatifçiliği aynen taklit etmemiştir. Nitekim kurmuş olduğu Memleket Sandıkları da Avrupa’da ki kooperatiflerin hiç birisine tam benzememektedir. Hatta bu benzemeyiş dolayısıyla Memleket Sandıklarını kooperatif saymayanlara bile rastlanmaktadır. Memleket Sandıkları’nın, çiftçilerin karşılıklı yardım esasına göre kurulmuş birleşmeler olduğu ise muhakkaktır. Sandıklarda bir çok yönlerden kooperatifçilik ruhunun egemen olduğu da söylenebilir.

Mithat Paşa’nın Memleket Sandıklarıyla Raiffeisen kredi kooperatifleri arasında en önemli fark çiftçilere kredi olarak dağıtılacak paranın sağlanması yönündedir. Raiffeisen kooperatiflerinde  kuruluşta hisse senetleri yoktur veya sonraları kabul edildiği şekilde çok azdır ve kredi olarak verilecek asıl para, ortakların sınırsız sorumluluk ilkelerinden güç alınarak, şahıslardan veya bankalardan borç olarak sağlanmaktadır. Halbuki Memleket Sandıklarında sermaye, imece usulü ile devlete ait toprakların bizzat çiftçiler tarafından işlenmesi sonucunda, bir nevi üretim kooperatifçiliğiyle sağlanmakta ve bu suretle elde edilen paralar kredi olarak verilmektedir. Dünya kooperatifçilik tarihinde hiçbir tarım kooperatifinde bu şekilde sermaye sağlama usulünün uygulanmamış olması Mithat Paşa’nın kurmuş ve geliştirmiş olduğu sandıkların önem ve özgünlüğünü arttırmaktadır.

Mithat Paşa’dan Cumhuriyete  Kadarki Dönem

Mithat Paşa’dan sonra Türkiye’de kooperatifçilik hareketine rastlanmamaktadır. Ancak 1913 de Ahmet Cevat ‘İktisatta İnkilap’ adlı bir kitap yayınlamıştır. Bu kitapta yazar çok açık olarak tüketim ve satış kooperatiflerinden bahsetmekte, aracılar ve yabancı tüccarlar tarafından istismar edilen Türk köylüsünün bu kooperatiflerden ne kadar çok yararlanabileceğini örneklerle ortaya koymaktadır. Bu sıralarda, Aydın bölgesinde gerçek bir kooperatifçilik uygulamasının başladığını da görmekteyiz. Şöyle ki, 1911 yılında İzmir’deki İzmir ihracatçısı 45 tüccar birleşerek ‘Fig Packers’ adlı bir tröst meydana getirmiş ve böylece incir piyasasına hakim olarak istedikleri fiyatı saptamağa başlamışlardır(26). Tröstün kurulmasından önce bile, incir piyasasında meydana gelmiş olan alım şekline göre, zaten üretici incirini çok düşük fiyatla satmakta idi. Yeni hal karşısında üreticinin durumu daha da fenaya gitmeye başlamıştır. Bu kötü durumdan kurtulmak için incir üreticileri ilk önce ’Aydın İncir Himayei Zürra Anonim Şirketi’ adlı bir şirket kurmuşlardır. Fakat bu şirket, geniş sermayesi ve yabancı ülkelerde esaslı örgütü olan ‘Fig Packers’ le rekabet edememiş ve sönmüştür.

Bunun üzerine ‘Fig Packers’e, modern ve çok etkili ekonomik bir silah olan kooperatiflerle karşı koymaya karar verilmiş ve bunun için de incir kooperatifi üreticilerini birlerştirerek tarım satış kooperatifleri kurulması uygun görülmüştür. Fakat tarım satış kooperatifleri kurulmasından evvel onun başarısı için, önce üreticilerin mali bağımsızlıklarını sağlamak gerekiyordu. Çünkü üretici tüccara borçlu, dolayısıyla ona bağlı idi. Çiftçiyi mali yönden tüccarın elinden kurtarmak amacıyla başlangıç olarak ‘Milli Aydın Bankası’ ismiyle bir kredi bankası kuruldu. Banka, üreticilere kredi verecekti. Bu banka, Birinci Dünya Savaşı esnasında incir üreticilerine yardım amacıyla ‘’ Kooperatif Aydın İncir Müstahsilleri Ortaklığı’’ adı altında Türkiye’nin ilk tarım satış kooperatifini kurdu. Fakat bu kooperatif uzun süre çalışamadı ve Birinci Dünya Savaşı sonunda çalışmasını 1923 den sonra başlamak üzere durdurmak zorunda kaldı.

ATATÜRK *27

Bugünkü anlamıyla kooperatifçilik Cumhuriyet döneminde başlamıştır. Cumhuriyet döneminde ülkemizde kooperatifçiliğin kurulmasında ve yayılmasında her konuda olduğu gibi, büyük devlet adamı ve devrimci Mustafa Kemal Atatürk, düşün ve eylemleriyle öncülük ve önderlik yapmıştır.

Önce şunu belirtelim ki, Atatürk, 1920 den ölümüne kadar sürekli olarak Türk Kooperatifçilik hareketinin içinde olmuştur. Kooperatifçiliğe olan ilgisini her zaman canlı tutmuş, muhtelif yer ve zamanlarda bu konudaki görüşlerini açıklamış, kooperatifçiliğin gelişmesinin gerektirdiği yasal düzenlemelere öncülük yapmış ve hatta halkına örnek olsun diye iki kooperatifin kurucusu ve ortağı olmuştur. Büyük önder böylece; hem devlet yöneticilerinin konuya önemle eğilmelerini sağlama; hem de kamuoyunda kooperatifçiliğe karşı olumlu bir tutum ve güvence yaratmaya çalışmıştır.

Çok ilginçtir, Atatürk’ün kooperatifçilikle ilgisi Cumhuriyet’in kuruluşundan da önceye rastlamaktadır. Şöyle ki 23 Nisan 1920 de TBMM nin açılışından hemen sonra, bizzat Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığındaki 1.İcra Vekilleri Heyeti tarafından hazırlanıp 27 Eylül 1920 de Meclise sunulan 77 maddeden oluşan Kooperatif Şirketler Yasa Tasarısında İcra Vekiller Heyeti ve Meclis Başkanı Mustafa Kemal Paşa imzası vardır.

Bu Tasarı, çok büyük olasılıkla İcra Vekilleri Heyeti Başkanı Mustafa Kemal Paşa tarafından hazırlanmıştır. Ancak Mecliste sadece ilk 5 maddesi görüşülüp kabul edilmiştir. O günlerde Ulusal Kurtuluş Savaşı çabaları gittikçe yoğunlaştığından tasarının tümü Meclis’ten geçememiştir(28)

Bu Tasarının Meclis’ten kabul edilip geçen 5.maddesi oldukça önemli olup şöyleydi. Tasarı Madde 5: ‘’Ziraat müdür ve memurları ile ziraat ve ticaret ve sanayi odaları ve tüm öğretmenler kooperatiflerin kurulması hususunda yardım etmek ve bu konuda gerekli bilgilerle donanmakla yükümlüdürler. Bunu yerine getirmeyen memurlar ve öğretmenler görevlerini yapmamış sayılırlar.’’

Meclisten tamamı geçmemiş olsa bile bu tasarı, Türk Kooperatifçilik Tarihi açısından çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü bu tasarı, Atatürk’ün daha 1920 yılında Kooperatifçiliğe verdiği önemi ve bakış açısını açıkça göstermektedir. Bir an için şöyle düşünelim. Ulusal Kurtuluş Savaşı nın askeri yönü henüz başlamamış bile. Savaşı başlatıp yürütecek Meclis henüz yeni açılmış meclis başkanı Mustafa Kemal başkanlığında bir İcra Vekilleri Heyeti(Bakanlar Kurulu) oluşturulmuş. İşte bu heyet, derhal bir Kooperatif Şirketler Yasa Tasarısı hazırlayıp Mustafa Kemal imzasıyla Meclis’e sunulmuştur.

Bu tasarının o tarihte Mustafa Kemal Paşa imzasıyla Meclis’e sunulması Türk Kooperatifçilik Tarihi açısından olağanüstü önem taşımakla beraber, tasarının özgün içeriği de ayrıca önemlidir. Hatta bu günkü kooperatifçilik hareketimizin geliştirilmesine bile yol gösterici niteliktedir. Özellikle Meclis’te kabul edilen 5.madde, Atatürk’ün kooperatifçilikle ilgili görev anlayışını çok güzel ifade etmektedir. Yani Kooperatifçilik konusunda halka yardım edecek kooperatifçiliği öğretecek kişilere(memur ve öğretmenlere)gerekli kooperatifçilik bilgileriyle donanma yani kooperatifçiliği öğrenme yükümlülüğünü birlikte getirmektedir(29)

Kooperatif Şirketler Yasa Tasarısı’nın hazırlanmasından üç yıl sonra,19 Mart 1923 de kuşkusuz Atatürk’ün bilgi ve onayıyla, belki de kendisinin yazdığı ve o zaman ki Basın Yayın Müdürlüğü’nün çıkarttığı ’’Kooperatif Şirketler’’ adını taşıyan 24 numaralı yayın, Atatürk’ün ve o dönem yönetiminin karşı karşıya bulunduğu yaşamsal sorunlar arasında bile kooperatifçiliğe verdiği büyük değeri açıkça belgelemektedir. Bu günkü Türkçe ile ‘’ Kooperatif şirketlerinin ülkemizde de kurulmaları ve çoğalmaları milletimiz için başlı başına bir iktisadi zafer oluşturacaktır.’’ Cümlesiyle başlayan bu kitapçığın son bölümünde ‘’Çağdaş ekonomi politikasının simgesi haline gelen kooperatif örgütünün, ülkemizde de yayılması hususunda hizmet edecek kimseler, her an çiftçi ve halkla temas olanakları bulunan kasaba ve köy öğretmenleridir. Ülkesini seven her Türk kasaba ve köy öğretmeni, köylerimizi ekonomik ve sosyal yönden yükseltecek bu kuruluşların ülkemizde yayılması hususunda var güçleriyle çalışmayı vicdani ve kutsal bir görev saymalıdırlar.’’ Denilmektedir(30,31)

Cumhuriyetin ilk yılları, kooperatifçiliğin çeşitli yasalarda yer aldığı, bir örgütlenme biçimi olarak varlığını kabul ettirdiği yıllardır.

5 Ocak 1924 tarihinde, 396 sayılı yasayla, o zaman var olan Kara Ticareti Kanunu’na’’ İş bu 15.maddede adı geçem üç çeşit şirketten başka kooperatif, yani ortaklık şirketleri de ticari şirketlerdendir.’’ diye bir fıkra eklenmiştir. Böylece ülkemizde kooperatif kelimesi ilk kez bir kanun metni içinde yer almıştır(32).

Aynı yıl, 1924 te ilk Tarım Kooperatifi Yasası olan 498 sayılı İtibari Zirai Birlikleri Kanunu da çıkartıldı; fakat pek uygulanamadı.

1925 yılında ise Atatürk’ün tüketim kooperatifçiliği ile özel olarak ilgilendiği görülmektedir. O yıl çıkartılan 24 Mart 1925 tarih ve 586 sayılı bir yasa ile Ankara’da ki memurlara aylıklarının yarısı kadar avans verilmesi ve bunların kurulacak Ankara Memurlar Tüketim Kooperatifine ana para olarak yatırılması öngörülmüştür(33). Atatürk’ün ilgi ve direktifiyle çıkartıldığına kuşku duymadığımız bu yasa sonunda 21 Nisan 1925 te kurulan Ankara Memurlar Tüketim Kooperatifi’ne Cumhur Reisi Gazi Mustafa Kemal Paşa ve başvekil İsmet Paşa’nın 1 ve 2 numaralı ortak olmaları çok ilginçtir. Atatürk’ün kooperatifçiliğe verdiği büyük önemi göstermektedir.

Nitekim aynı yıl Atatürk’ün 24 Ağustos 1925 te Kastamonu’da halka seslenerek yaptığı konuşmasında ‘’ Bende çiftçi olduğumdan biliyorum, makinesiz ziraat yapılmaz, el emeği güçtür. Birleşiniz. Birlikte makine alınız.’’ Deyişi çok ünlü olup, anlamı önemini bugünde korumaktadır. Makine kullanmada kooperatiflerden yararlanacak çiftçilere sürekli yol gösterici ve güvence verici niteliktedir.

1926 yılında, 856 sayılı Türk Ticaret Kanununda kooperatiflerin de diğer şirketler arasında yer alması için gerekli düzenlemeler yapılmıştır.

1929 yılında ise 1470 sayılı ‘’ Zirai Kredi Kooperatifleri Kanunu’’ kabul edilerek bir yılda 29170 kişi 191 kooperatif içinde örgütlenmiştir.

1470 sayılı yasanın çıkmasından ve bu yasaya göre süratli kooperatif örgütlenmeden mutlu olan Atatürk, 1 Kasım 1929 da yaptığı TBMM açış söylevinde, ‘’ Bu yıl tarımsal kooperatif örgütlenmeye başlanmış olması bizi özellikle mutlu ediyor. Bu kooperatifleri ülkenin her tarafına yaymayı çok gerekli buluyoruz.’’

Atatürk, 1930 yılının kasım ayı sonlarından başlayarak, üç ayı aşkın süren ve 21 ili kapsayan bir yurt gezisine çıkmıştır. Bu gezinin en önemli duraklarından birisi olarak seçilen İzmir’de Atatürk’ün ilk gittiği kamu kuruluşu Ziraat Bankası, ilk denetleme konusu ise tarım kredi kooperatifleri olmuştur. Böylece Atatürk’ün kooperatifçiliğe büyük önem verdiği görülmektedir. 27 Ocak 1931 de İzmir Halk Fırkası Kongresi’nde ki konuşmasında Atatürk, ‘’ Görüşleriniz içinde ekonomik alanda çok pratik noktalara değindiniz. Örneğin; kooperatifler. Şurada, burada halk veya aydınların teşebbüsü ile eyleme dönüşen değerli hasılalar görülmektedir. Hükümetimizin de bu gibi teşebbüsleri desteklemesi gerekir. Cumhuriyet hükümetinin tabii bu gereğin bilincinde olduğuna kuşku yoktur.’’ demiştir.

Bu konuşmasından sadece dört gün sonra 1 Şubat 1931 de İzmir Ticaret Odası’nda yapılan bir toplantıda kooperatifler konusundaki eleştiriler üzerine Atatürk, ‘’Kanaatim odur ki, muhakkak surette birleşmede kuvvet vardır. Kooperatif yapmak , maddi ve manevi kuvvetleri, zeka ve maharetleri birleştirmektir. Yoksa bir zayıf ile bir kuvvetlinin birleşmesinden bahsetmiyorum. Birleşmenin böylesi zayıf olanın kuvvetliye esir olması demektir. Ege bölgesindeki bütün insanların hasılalarını ve gayretlerini birleştirmesi kuşkusuz çok verimli sonuçlar verecektir. Türkiye’nin çalışma hayatı ve varlığını gözönüne alınca, birleşmeden dolayı fayda ve yararların çok büyük olacağı sonucuna varacağınızdan kuşku duymuyorum. Üreticilerin birleşmesinden kişisel çıkarlarının azalacağını düşünenler tabii şikayet edeceklerdir.’’ diyerek kooperatifçiliği desteklediğini bir kez daha, hem de tüccarların önünde belirtirken, kooperatifçiliğe karşı olanların kimler olduğunu ve nedenini de o kendine özgü uslubuyla açıkça ortaya koymaktaydı.

Tek Parti Programında Kooperatifçilik: Kurucusunun Atatürk olduğu o zamanki tek partinin 10-18 Mayıs 1931 tarihlerinde toplanan Üçüncü Büyük Kongresinde kabul edilen ilk Resmi Programının İktisat bölümünün dördüncü maddesinde de kooperatifçiliğin yer alması önem taşımaktadır.

Bu madde şöyledir: ‘’ Madde 4- ‘’ Çiftçilerimizi kredi ve üretim kooperatifleri gibi ekonomik kuruluşlara kavuşturmak ve bu kuruluşları geliştirmek ve çoğaltmak amaçtır’’.

O zamanki tek partinin programına Atatürk’ün görüşlerinin hakim olduğu kuşkusuzdur. (34) 

Atatürk aynı yıl(1931), kooperatifçilik konusunda çalışmalar yapmak üzere bir derneğin oluşturulması için İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’yı görevlendirmiş ve bunun üzerine 20 Mayıs 1931’de İstanbul Üniversitesi bünyesinde ‘’ Türk Kooperatifçilik Cemiyeti’’ kurulmuştur. ( Bu dernek daha sonra Ankara’ya taşınmış olup ‘’ Türk Kooperatifçilik Kurumu’’ adı altında halen faaliyet göstermektedir.)

Atatürk döneminde kooperatifçilikle ilgili yasal düzenlemeler açısından 1935 yılı en verimli yıl olmuştur. Hem 2834 sayılı ‘’Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu’’ ve hem de 2836 sayılı ‘’Tarım Kredi Kooperatifleri Kanunu’’ 1935 yılında Atatürk’ün direktifleriyle çıkartılmış ve derhal uygulamaya konulmuştur. Bu iki yasaya dayanarak yurdun her tarafında yüzlerce kooperatif kurulmuştur. (Bu kooperatifler bugün de faaliyettedirler ve sayıları üç bine yakındır.)

Aynı yıl (1935), Atatürk’ün yaşam dönemi içindeki ikinci ve sonuncu CHP Programı Dördüncü Büyük Kongre tarafından kabul edilmiştir. Bu programda da , kooperatifçiliğin iki madde haalinde önemle tekrar yer aldığı görülmektedir. Şöyle ki: Parti programı’’Madde7(b)- Küçük çiftçilerin mevsimlik kredisi tarım kredi kooperatiflerinden ve çiftlik sahiplerinin yıllık kredi ihtiyaçları ipotek karşılığı sağlanmalıdır. Madde 10- Partimiz kooperatifçiliği ana prensiplerinden sayar. Kredi kooperatifleri ile, toprak ürünlerinin hakiki değerinden üretmenleri faydalandıracak olan satış kooperatiflerinin kurulmasına ve çoğalmasına önem vermekteyiz. Türkiye Tarım Bankası tarım kooperatiflerinin ana bankasıdır.’’

Görüldüğü gibi, Atatürk döneminde devlet yönetiminin felsefe ve ilkelerini en açık bir biçimde yansıtan o zaman ki tek partinin 1935 programında da kooperatifçilik, ekonomik yaşam içinde önem taşıyan bir unsur olarak ele alınmış bulunuyordu.

1935 yılında İstanbul Yüksek İktisadi ve Ticari Mektebinde ders kitabı olarak okutulan ‘’ Kooperatifler ‘’ adlı bir kitapta ise ‘’ Ne liberal ve ne de komünist olan Kemalizmin en tabii ve en makul ekonomik rejimi yalnız ve yalnız kooperatifçiliktir. İşte yarınki Kemalizmin biricik ekonomik ideali’’(35) denilmesi o yıllarda kuram ve uygulamada Kemalizmin ( Bu günkü Atatürkçülüğün) önemli ilkelerinden birisi olarak kooperatifçiliğin kabul edildiğini ve bu doğrultuda üniversitelerde dersler verildiğini göstermektedir.

1936 yılı ise, Atatürk’ün kooperatifçilik eylemi yönünden büyük önem taşımaktadır. Çünkü Atatürk, 30 Haziran 1936 da İçel in Tekir köyünde sahibi bulunduğu Tekir Çiftliği(36) civarındaki üreticilerle birlikte bir tarım kredi kooperatifi kurmak üzere Ziraat Bankasına bir dilekçe verir. Bu dilekçeyi kooperatifin kurucu üyesi 36 üretici imzalamıştır. Bu imzalardan birincisi Kemal Atatürk e aittir.(37) Dilekçenin metni şöyledir: 

‘’ Silifke Ziraat Bankasına,

Merkezi Tekir Çiftliği olmak ve Arkarası, Persenti, Avşar, Karadedeli, Tekir, Tekirkoyuncu, Türkmenli, Türkmenaşağı, Tozara köylerini de ihtiva etmek üzere mıntıkanızda 2836 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri Kanununa uygun bir Tarım Kredi Kooperatifi kurmak istiyoruz.

Dileğimiz bankanızca da muafık görüldüğü taktirde imzalanmak üzere altı nüsha ana mukavelenamenin ekonomik bakanlığınca tastik ve noterlikçe tescil muamelelerinin ifası için gereğinin yapılmasını dileriz’’.

30 Haziran 1936

Bu kooperatif kurma girişimi nedeniyle dönemin Ekonomi Bakanı Celal Bayar’ın kendisine gönderdiği kutlama telgrafını 13 Temmuz 1936 da Atatürk şöyle yanıtlamıştır.

‘’  Tarım Kredi Kooperatiflerinin ilki olan Tekir Kooperatifinin muamelesinin bittiğini sevinerek öğrendim. Bu kooperatifte bir sayılı üye olarak bulunmamı muhabbetle yadetmenize teşekkür ederim. Tarım Kredi Kooperatiflerinin az zamanda bütün yurdu kaplamasını başarı ve gayretlerinizden bekliyoruz’’

Günümüzde Silifke kasabasına taşınmış bulunan bu kooperatifin adı ‘’ Atatürk Tekir Tarım Kredi Kooperatifi’’ olarak yeniden düzenlenmiştir. Kuruluş dilekçesinin verildiği 30 Haziran günü ise son yıllarda çeşitli kooperatif örgütlerince ‘’Kooperatifçilik Bayramı’’ olarak kutlanmaktadır.

2834 ve 2836 sayılı Tarım Satış ve Tarım Kredi Kooperatifleri yasalarının çıkartılması ve bütün yurtta derhal uygulanmaya konulması üzerine. 1 kasım 1936 günü TBMM açarken Atatürk kooperatifçiliğe yine değinmiş ve ‘’Kooperatif teşkilatı her yerde sevilmiştir. Kredi ve satış için olduğu gibi istihsal vasıtalarını öğretip kullandırmak içinde kooperatiflerden istifadeyi mümkün görüyoruz.’’ demiştir. Bu sözler, Atatürk’ün kooperatifçiliği çok boyutlu ve eğitsel niteliklere sahip bir girişim olarak gördüğünün en güzel kanıtıdır.

Nihayet Atatürk, 1 Kasım 1937 günü, ‘’ Milli ekonomimizin temeli ziraattir’’ diye başlayan ve ulusal tarım politikalarımızın hedeflerini belirten, kendi sesinden yaptığı son TBMM açış konuşmasında da ‘’ Köyde ve yakın köylerde müşterek harman makinaları kullandırma köylülerin aayrılamayacağı bir adet haline getirilmelidir’’ diyerek makine kullanmada kooperatifçiliğe verdiği önemi bir kez daha dile getirmiştir.

Atatürk, bu konuşmasında tarım sanayiinde de kooperatifçiliğin önemine değinmiş ve şöyle demiştit:

‘’ Ziraat sanayii, bilhassa üzerinde meşgul olacağımız mevzu olacaktır. Bu arada sütçülüğe, süt sanayiine hususi önem vermekteyiz. Sırasıyla şehir ve kasabalarımızın temiz ve ucuz süt mamulatı ihtiyacını temin edecek fabrikalar tesisine ve bununla ahenkli bir surette köylerdeki sütleri kıymetlendirecek ve satışı kolaylaştıracak kooperatifler teşkiline çalışılacaktır.’’

Atatürk, 1 Kasım 1937 meclis açış konuşmasında Tarım Satış Kooperatiflerinden de bahsetmiş ve şöyle demiştir: ‘’ İhracat mallarımızın, hükümetin yakın kontrolü altında satışlarının teşkilatlandırılması önemlidir. Bunu gözönünde tutan Ekonomi Bakanlığı geçen yıl içinde Iğdır’da, Ege, Trakya bölgelerinde türlü konulara ait satış kooperatifleri kurmuş ve onları faaliyete geçirmiştir. Önümüzdeki yıl içinde başta fındık olmak üzere, diğer belli ürünlerimizi de ilgilendiren birlikler kurmalıdır’’

Atatürk, böylece ihracata bazı satış kooperatifleri birliklerinin kurulmuş olmasının çok önemli olduğunu, ancak bunların yeterli olmadığını, bu nedenle Ekonomi Bakanlığı fındık başta olmak üzere yeni birlikler kurmalıdır demektedir.

Atatürk, ağır hasta olduğu için o günkü Başbakan Celal Bayar tarafından okunan 1938 meclis açış konuşmasında yine kooperatifçilikten bahsetmiş ve şöyle demiştir: ‘’ Memleketimizin muhtelif yerlerinde kredi ve satış kooperatifleri kurulmasına devam edilmiştir. Ezcümle Karadeniz bölgesinde fındık ürünü için beş kooperatif ve bunlar için Merkezi Girasun’da olmak üzere bir birlik kurulmuştur’’

Atatürk’ün ölümünden sadece dokuz gün önceki meclis açış konuşmasında bile kooperatifçilikten bahsetmesi ve özellikle de 1 Kasım 1937 deki konuşmasında sözünü ve direktifini verdiği fındık satış kooperatifleri birliğinin Giresun da kurulmuş olduğunu bildirmesi büyük anlam taşımaktadır.

Atatürk’ün kooperatifçiliğe ilişkin yukarıda kısaca belirtmeye çalıştığımız düşün ve eylemleri incelendiğinde, O’nun kooperatifçiliği ülkenin kalkınmasında her zaman önemli araç olarak benimsediği ve kooperatiflerin yurt düzeyinde yayılmaları için 1920 den 1938 e kadar, bütün yaşamı boyunca kooperatifçiliği desteklediği açık bir biçimde görülmektedir.

ATATÜRK’TEN GÜNÜMÜZE KADAR Kİ DÖNEM

Ülkemizde, Atatürk’ten sonra gelen devlet adamlarının kooperatifçiliğe O’nun gösterdiği duyarlığı gösterdikleri ve verdiği önemi verdiklerini söylemek ne yazık ki olası değildir. Hatta özellikle 1950 den sonra özel sektöre büyük ağırlık verilmeye başlanması ile kooperatifçiliğin bir süre tamamen ihmal edilmiş olduğu görülmektedir. Ancak 1961 Anayası’nda kooperatifçiliğin özel bir madde ile yer alması (38) ve o tarihten sonra hazırlanan beş yıllık kalkınma planlarında da kooperatifçiliğe önemli yer vermesi (39) ve sosyal adalet içinde kalkınmanın yapılacağının söylenmesi ve 1969 yılında 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun çıkartılması (40) sonucunda kooperatiflerin ve üst örgütlerinin demokratik gelişmelerine tanık olunmuştur.

12 Eylül yönetimi (41) ve iktidarları ise ülkemizdeki kooperatifçiliğin demokratik gelişmesini durdurmaya çalışmışlar ve bunda da nispeten başarılı olmuşlarsa da; doksanlı yıllardan sonra kooperatif ve ortaklarının sayısal artışını ve özellikle de üst örgütlenmedeki demokratik gelişmelerini önleyememişlerdir.

Prof. Dr. ZİYA GÖKALP MÜLAYİM

‘KOOPERATİFÇİLİK’   Güncellenmiş ve yenilenmiş 8.baskı

Yetkin yayınları – Ankara 2019 

Alt Notlar:

21- Tayyip Gökbilgin,”Mithat Paşa”, Yüzyıllık Teşkilatlı Zirai Kredi, T.C. Ziraat Bankası Yayınları, Ankara 1964, s.75-90 ; Yiğiter, age., s.49; Z.F. Fındıkoğlu, Kooperasyon Sosyolojisi, İstanbul 1967, s. 94-103. Bülent Ecevit, Mithat Paşa ve Türk Ekonomisinin Tarihsel Süreci, Tekin Yayınevi, İstanbul 11990, s. 3-54.

22- Mithat Paşa’nın Taif’te öldürülmesine neden olan olaylar ve öldürülmesi tarihi bir romana konu olmuştur. Bkz. Hıfzı Topuz, Taif’te Ölüm, Remzi Kitapevi, İstanbul 1999.

23- Yusuf Saim Atasağun, “Mithat Paşa ve Memleket Sandıkları”, Karınca, Haziran 1951, Sayı 174, s.4

24- T.C. Ziraat Bankası, Yüzyıllık Teşkilatlı Zirai Kredi, Ziraat Bankası Yayınları, Ankara, 1964, s.104.

25- Atasağun, age., s 4; T.c.Ziraat Bankası, Yüzyıllık Teşkilatlı Zirai Kredi, age., s. 105-107.

26- Mennan Yiğiter, “Ege’de Kooperatifçiliğin Doğuşu”, Yüzüncü Yılda Tarım Kooperatifçiliğimiz, T.C. Ziraat Bankası Kooperatifler Müdürlüğü Yayınları No 16, Ankara, 1963, s. 87; Anonim, Tariş Tarihi, Türkiye Toplumsal ve Ekonomik Tarih Vakfı, İzmir 1993, s.54.

28- Bu tasarının muhtalif yerlerde adı geçmektedir. Nitekim Kooperatif Şirketler adlı kitapçıkta bu tasarının Mecliste görüşülüp kabul edilen 5.nci Maddesi anılmaktadır.

29- Mülayim,2006, Kooperatifçi Atatürk, age., s.21

30- Anonim, Kooperatif Şirketler, Türk Kooperatifçilik Kurumu, Yayın No 30 (dördüncü baskı), Ankara 1977.

31- Ta 1923’te resmen yayınlanarak belirtilen bu Atatürkçü (Kemalist) düşünce günümüzde de önemini korumaktadır. Kooperatifçilik, tüm ileri ülkelerde çağdaş ekonomi politikalarının simgesi olmayı sürdürmektedir. Bu nedenle, bugün de ülkemizde köy, kasaba ve kentlerdeki tüm öğretmenler, Atatürkçü düşüncenin de gereği olarak kooperatifçiliği yaymalıdırlar. Hatta 8 yıllık kesintisiz temel eğitim programlarına kooperatifçilik mutlaka zorunlu ders olarak konulmalıdır.

32- Ferhat Erçin, Mustafa Kemal Atatürk ve Türk Kooperatifçiliği, İstanbul 2004, s.77.

33- Memurların bu avans borçlarının 10 ay süreyle maaşlarından %5 kesinti yapılarak, hazineye geri dönüşü sağlanmıştır.

34- Nitekim Atatürk, 1 Kasım 1937 TBMM açış söylevinde kurucusu ve genel başkanı olduğu partinin programı için şöyle demektedir. “Dünyaca malüm olmuştur ki, bizim devlet idaresindeki ana programımız Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, idarede ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır. Fakat, bu prensipleri gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz”.

35- Bkz: Suphi Nuri İleri, Kooperatifler, İstanbul Yüksek İhtisas ve Ticaret Mektebi Talebe Cemiyeti Neşriyatından; 77, İstanbul 1935, s.360.

36- Atatürk’ün yurdun çeşitli yerlerinde, daha sonra tümünü hazineye bağışladığı çiftlikleri vardır. Bunlar: Ankara’da Orman, Yağmurbaba, Macun, Güvercinlik, Tabar, Etimesgut, Çakırlar çiftliklerinden oluşan Orman Çiftliği, Yalova, Millet ve Baltaca Çiftlikleri, Silifke’de Tekir ve Şövay Çiftlikleri, Dörtyol’da portakal bahçesi ile Karabasamak Çiftliği ve Tarsus’ta Piloğlu Çiftliğidir. Tekir çiftliği 12607 dekardır.

37- Burada imzanın Mustafa Kemal olarak değil, Kemal Atatürk olarak atılmış bulunması ilginçtir. Atatürk, 1934 yılında Soyadı Kanunu çıkıncaya ve ona dayanarak Mecliste, özel bir kanunla kendisine 26 Kasım 1934’te Atatürk soyadı verilinceye kadar Mustafa Kemal adını kullanmıştır. Atatürk soyadını aldıktan sonra ise imzasında Mustafa adına yer vermeyerek imzasını Kemal Atatürk olarak atmıştır.

38- 1961 Anayasası, Md.51. “Devlet kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak tedbirleri alır.”

39- Bkz. Haşmet Başar, Türkiye’de ve Dünya’da Kooperatif Kuruluşların Sosyo-Ekonomik Yapısı, Uludağ Üniversitesi Basımevi, Bursa 1983, s.122-133.

40- Demokratik kooperatifçiliği öngören bu yasa ile kooperatifler, Ticaret kanunundan çıkarak, bağımsız bir yasaya kavuşmuş olmaktadırlar. Kooperatifler Kanunu, özellikle, kooperatiflerin üst örgütlenmesine olanak vermesi yönünden büyük önem taşımaktadır.

41- 12 Eylül 1980 Yönetimi kooperatifçiliğinn demokratik yapısı nedeniyle, kooperatifçiliğe karşı tavır almış, derhal KÖY-KOOP Merkez Birliği yöneticilerini suçsuz yere tutuklatmış (sonra hepsi aklanmıştır) ve 1982 Anayasasında kooperatifçiliğe kuşkulu bir yer vermiştir. 1982 Anayasasının 171 nci maddesinde, “ Devlet, milli ekonominin yararlarını dikkate alarak, öncelikle üretimin arttırılmasını ve tüketicinin korunmasını amaçlayan kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak tedbirleri alır. Kooperatifler, Devletin her türlü kontrol ve denetimine tabi olup, siyasetle uğraşamaz ve siyasi partilerle işbirliği yapamazlar” denilmektedir. ( Anayasa’nın bu maddesinin son fıkrası 1995 yılında kaldırılmıştır.)